Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Düşünce Deneme Yorum»Tevhidin Bireysel Ve Toplumsal Hayata Yansıması
Düşünce Deneme Yorum

Tevhidin Bireysel Ve Toplumsal Hayata Yansıması

Selami Yüksel» Selami Yüksel23 Ocak 2024Gûncelleme:24 Temmuz 2024Yorum yapılmamış8 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

 

 

 

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla “Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh
yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur.
Hayatı veren de Odur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun
elindedir. O her şeye hakkıyla kadirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü de Onadır.”1
“Öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki, etrafımızdaki her şey âdeta nefsimizin heva, heves, istek ve arzularına göre
dizayn ediliyor. Kur’an-ı Kerim’e göre yaratılış gayelerimizden biri yeryüzünü
imar etmek, diğeri de ibadet ve kulluk görevlerimizi yerine getirmektir. Dünya hayatı, bu asıl gayeden saptırıldığında Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle oyun, eğlence ve lehviyyattan ibarettir. Ne yazık ki
bugün bu gaye göz ardı edilerek dünya hayatı sürekli daha cazip ve çekici hâle getiriliyor. İştahlar kabartılıyor, şehvetler kamçılanıyor, çıkar ve menfaat her türlü maslahatın önüne geçiyor. İnsanlar gittikçe dünyevileşiyor. Dinî ve manevi değerlerden uzaklaşıyor. Günlük hayatın debdebesi arasında kendisini, yaratılış gayesini, inancını, ölümü ve ahiret hayatını unutuyor. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya hayatını sadece madde planında kurtarmak için çabalıyor.2 Dünyevileşme büyük bir tehlike olarak toplumsal hayatımızı tehdit etmektedir. Bu tehlikeyi çeyrek asır önce Bediüzzaman’ın tespit ettiğini görmekteyiz: “Bana ıztırap veren,”… “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir… “Evet, büsbütün ümitsiz değilim. Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyetine gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl
formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz. Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum.3 Tehlike artık çok daha büyük, tıpkı medine dönemi ve sonrası münafıkların cirit attığı günler gibi. Böyle bir fitne asrında tek kurtuluşumuz hakiki bir tevhid anlayışına sahip olmamız ile mümkündür.
Batıdan bize geçen seküler laik anlayış tevhidi toplumsal hayatın tüm alanlarından arındırarak sadece vicdanlara
ve bireysel inanışa hapsetti. Yaklaşık bir asırdır bu zihniyetin hakim olması ile şu anda da gerek bireysel gerekse toplumsal alanda tevhidi bir yaşam sürememekteyiz. Bu seküler bataklıktan kurtulma gayretleri zayıf kalmaktadır. Çünkü tevhid anlayışımız Kur’an’ın ön gördüğü tevhid anlayışından çok uzak maalesef. Taklidi imandan tahkiki imana geçmek gerekmektedir. Bediüzzaman Hazretleri selefin ortaya koyduğu tevhid-i rububiyet, tevhid-i uluhiyet, tevhid-i esma ve tevhid-i sıfât gibi akide esaslarını Kur’an’dan aldığı eğitimle tevhid-i hakiki ana başlığı altında toplamış ve ardından tafsile girmiştir: Tevhid dahi iki çeşittir. Biri tevhid-i âmî ve zahirîdir ki, “Cenâb-ı Hak birdir; şeriki, naziri yoktur. Bu kâinat onundur.” İkincisi tevhid-i hakikîdir ki, herşey üstünde sikke-i kudretini ve hâtem-i rububiyetini ve nakş-ı kalemini görmekle, doğrudan doğruya herşeyden Onun nuruna karşı bir pencere açıp, Onun birliğine ve herşey Onun dest-i kudretinden çıktığına ve ulûhiyetinde ve rububiyetinde ve mülkünde hiçbir vecihle hiçbir şeriki ve muini olmadığına, şuhuda yakın bir yakinle tasdik edip iman getirmektir ve bir nevi huzur-u daimî elde etmektir.” 4 Bu hakikati Bediüzzaman yine şöyle ifade eder; “Kat’iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir….. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur. Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? 5 Müslümanlar olarak şirkin tüm boyutlarını reddederek, hakiki tevhidi anlamalı ve hayatımızın her alanına hakim kılmalıyız.

 

 

Yani, nasıl ki ulûhiyetin de ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur, müteaddit olamaz. Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur… Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temellük edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini Onun elindedir. Her şey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.6
Seküler laik zihniyetin aksine tevhid anlayışını hayatımızın her alanına; ( bireysel, aile, eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset v.b.) hakim kılmak gerekir. Yani iman ve ameli salih birlikteliğini gerçekleştirmemiz gerekiyor. “İmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a’mâl-i salihadır. Sâlih amel ise, maddî ve mânevî hukuk-u ibâda tecavüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın ifa etmekten ibarettir. Ecnebîlerden alınan maddî bilgiler, san’at ve terakkiyata âit ise, lâzımdır. Sefahete dair ise muzırdır.7 “Günümüzde Müslümanlar açısından en önde gelen inanç sorunu ise iman-amel bütünlüğünün göz ardı edilmesidir. Oysa Hz. Peygamber (s.a.s.)’e gelen vahiyde iman, amel ve ahlak bir bütün olarak değerlendirilmiştir. İslam’da halis iman ve sahih bilgi kadar önemli olan bir husus da salih amel olduğu içindir ki Kur’an-ı Kerim, yüzü aşkın yerde salih ameli, imanla birlikte zikretmiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadisinde imanın formülü olan kelime-i tevhit ile yolda insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırıp atmayı birleştirmiş, her ikisini ve bu ikisi arasında yer alan her anlamlı ve insanlığın yararına olan davranışı da imanın tarifi içinde zikretmiştir. Aynı şekilde Cibril hadisinde geçen iman, İslam ve ihsan kavramları, aslında üç ayrı halka değil,
en içte imanın, sonrasında İslam’ın, sonrasında da ihsanın yer aldığı iç içe geçmiş halkalardır. Dolayısıyla iman, bütün yönleriyle bir topluma yerleşmedikçe, yaşanan bir hayata dönüşmedikçe, teorik olarak sadece Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete, kaza ve kadere inanmaktan ibaret kaldıkça, dil ile kalp arasında biten bir akit olarak görülüp vicdanlara mahkûm olduğu sürece, böyle bir imanın, insanlara ve topluma kazandıracağı fazla bir şey yoktur.”8 Aziz kardeşlerim, işte böyle bir zamanda, bu dehşetli hâdisâta karşı, ihlâs kuvvetinden sonra bizim en büyük kuvvetimiz, iştirâk-i a’mâl-i uhrevî düsturuyla birbirimize kalemlerle, herbirinin a’mâl-i saliha defterine hasenat yazdırdıkları gibi; lisanlarıyla, herbirinin takvâ kalesine ve siperine kuvvet ve imdat göndermektir.9 Gerçekte mümin teorik imanını pratik imanla gösterebilen kimsedir. Şurası iyi bilinmelidir ki Hz. Peygamberin (s.a.s.) bize öğrettiği iman ilkeleri, sosyal hayata yansımak, mümini eyleme ve salih amel işlemeye sevk etmek için vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hadislerinde tevhit, sadece Allah’ın varlığına ve birliğine iman değildir. Tevhidin, aklın ve kalbin birliği, ruhun ve bedenin birliği, ferdin ve toplumun birliği gibi bireysel ve toplumsal boyutları ve yansımaları vardır. Onun sünnetinde iman, en çok Allah’ı ve Rasulü’nü sevmektir. Sevdiğini Allah için sevmektir. Kendisi için istediğini mümin kardeşi için de isteyebilmektir. Komşusu açken tok yatmamaktır. Niyet, düşünce ve davranışlarda dosdoğru olmaktır. Güvenilir insan olmaktır. İyiliğe sevinmek, kötülüğe üzülmektir. Güzel sözdür, insanlara yedirmektir. Hoşgörüdür, sabırdır. İnsanı dünya hayatında mesut yaşatacak bir ahlaktır. Allah’ın haram kıldıklarından vazgeçirecek bir takvadır. Cahillerin cehaletinden uzak tutacak bir hilmdir. Ölümü çokça hatırlamak ve ölümden sonrası için hazırlanmaktır.10 Unutmamalıyız ki “İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz. 11 Bu nedenlerle bugün insanımıza, çocuklarımıza, gençlerimize imanın teorik anlamından ziyade pratik değerini öğretmek ve pratik imanı tüm eğitim süreçlerine dâhil etmek durumundayız. Çünkü sadece inandım demenin, imanın göstergesi olarak yeterli olmadığını yine Kur’an-ı Kerim bizlere bildiriyor: “İnsanlar ‘inandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannediyorlar? Andolsun biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik.”12 İmanın yüzlerce göstergesi, sosyal boyut ya da pratik iman denilen alanlardadır. İman, sosyal boyutunu kaybettiği zaman Müslümanlar toplumsal dinamiklerini
kaybetmeye, dolayısıyla da çökmeye başlar. Günümüzde iman algısı, sosyal hayat boyutundan yoksun kalmakta ve vicdanlara mahkûm edilmektedir. O zaman da İslam’ın birey ve toplum üzerindeki ahlaki, sosyal ve kültürel yansımasının önü baştan kesilmiş olmaktadır.”13 “Biz inanan insanlar olarak, bu muhasebeyi yapmayacak olursak,
ancak kendimizi kandırırız. Düzelme, nefsimizden başlamadığı müddetçe imkânsızlaşacaktır. Hakkın taraftarı olmak, onu hayatımızın her noktasında liyakat ve ehliyete riayet ederek, üstün tutmayı gerektirir. Bir kurum veya
toplumda, menfaatler ve taraftarlık, adalet, ehliyet ve liyakatten öne geçiyorsa, orada birlik ve beraberliğe ihanet ediliyor demektir.14 “Netice itibarıyla iman, bir bütün olarak Allah’ın varlığını ve birliğini kabul ederek yaşamak ve onun kendisiyle, insanlarla ve tabiatla ilişkilerini düzenleyen bütün emir ve yasaklarına uymaktır. İman, tevhit gibi
tam mücerret bir gerçekten ahiret hayatı gibi tecrübe edilemez bir âleme kadar uzanan gönle ait bir kabul ve yöneliştir. İman, sadece dil ile kalp arasında biten bir akit değil, bütün bir varlığı yorumlayan temel bir disiplindir. Bu disiplinin mihveri Allah inancıdır. Allah inancı ile başlayıp ahiret inancı ile tamamlanan “amentü” dünyasında insanın varlığı anlam kazanır. İnsan yaratılışın, yaşayışın ve ölümün anlamını ancak imanla bulur. İman, her ne
kadar dil ile ikrar kalp ile tasdik diye tarif edilse de onun en büyük göstergesi ameldir yani davranışlardır. Zira insan, ahirette defter-i akvale göre değil defter-i amale göre hesaba çekilecektir. 15

 

Dipnotlar;

1 Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28,
30, 74, 75, 76; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104;

2 camardimuftulugu.gov.tr/prof.dr.Mehmet görmez.

3 (B.S.Nursi, T.Hayat)

4 (22. Söz, 2. Makam)
5 (20.Mektubat, 1. makam)

6 (20.Mektubat, 1.makam)
7 (Mesnevi Nuriye…)

8 http://www.camardimuftulugu.gov.tr/prof.dr. Mehmet görmez
9 (Kastamonu Lahikası…)

10 www.camardimuftulugu.gov.tr/prof.dr. Mehmet görmez
11 (B.S.Nursi, 9.Mektup)
12 (Ankebut, 29/2-3.)

13 www.camardimuftulugu.gov.tr/prof.dr. Mehmet görmez
14 www.eminsert.org/hayatin-akisi
15 www.camardimuftulugu.gov.tr/prof.dr. Mehmet görmez

Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Selami Yüksel

İlişkili İçerikler

HZ. İBRAHİM VE HZ. İSMAİL’İN TESLİMİYETİ (KURBAN ÖRNEĞİNDE)

26 Mart 2026

Çağın Ağır Ve Genel Hastalığı: Ülfet

8 Nisan 2025

İnsan Nedir, İnsan Kimdir?

7 Nisan 2025

Uzaklığın Nihayeti: Yalnızlık

6 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.