Evet, bundan sonra Ali’yle birlikte olacağız. Ali kimdir peki? Ali’yi size tanıtayım. Ali, gezmeyi seven bir çocuk… Yeni yerleri ve yeni şeyleri görmekten hoşlanıyor. Ama en önemlisi de çok meraklı bir çocuk. Dikkatini çeken şeyleri başka şeylere benzetip onlara yeni isimler vermeye bayılır. Evet, bakalım Ali şimdi nerede? Bu hafta çiftliğe gitmiş. Özellikle inekleri çok seviyor. İnekler çok uysal ve mübarek hayvanlar çünkü. Günün büyük bir bölümünü otlayarak geçiriyorlar. Ayrıca sütleri de çok lezzetli. İnekleri seviyor dedik ya. Sürekli onlarla ilgilenince ineklerdeki bazı özellikler dikkatini çekiyor, merakını artırıyor. Mesela süt… İneğin karnından bu kadar lezzetli ve besleyici beyaz bir sıvının…
Öykü
Anadolu’da gün aydınlanıyor. Hasat zamanının bitmesinden epeyce vakit geçti. Köyün ahalisi kahvede toplanıyor. Henüz haberleri olmasa da bugün çoğu için önceki günlerinden farklı bir gün olacak. Gün bittiğinde bu köyde, başka köylerde, kasabalarda, şehirlerde yaşayan sayısız insanın hayatı, adeta kader yumağı gibi birbirine bağlanacak. Çok uzaklarda, Almanya’nın bir eyaletinden küçük bir şehir, on binlerce insanın makus talihini sona erdirip, farklı ve bilinmez yeni bir yazgı inşa edecekti. Bazı şehirler, bazı kasabalar böyledir: İnsanlık tarihinin dibine akan suyunun akımını değiştirir; nice savaşların, destanların, acı tatlı hikayelerin kavşak noktasını oluşturur, tarihin akışını sessizce ve gizemlice değiştiriverirler. Geçtiğimiz günlerde Almanya’dan yaklaşık yirmi kişilik…
Bu hikâye, Azerbaycan’ın doğusunda bulunan Karin bölgesindeki Semmâk adlı dağda geçmektedir.[1][2][3] Buna göre, söz konusu olan Semmâk dağı, yırtıcı ve paralayıcı kuşların meliki olan Kartal’ın karargâhı ve makarr-ı saltanatıdır. Bu dağda bir çift keklik de yaşamaktadır. Bu iki keklik yavruladıklarında ve bu yavrular uçmaya yakın geldiklerinde Ebû Heysem (Akbaba), beraberindeki iki karga, diğer yırtıcı, paralayıcı ve öldürücü kuşlarla birlikte bu kekliklerin yavrularına saldırıp yiyorlar. Bu iki keklikten erkek olanın ismi Necdî, dişi olanın ismi ise Gargara bint Sa‘dî’dir. Bir gün Necdî, bint Sa‘dî’ye: “soyumuz tükenmek, ömrümüzün güneşi sönmek, bizden sonra neslimizi devam ettirecek ve Allah’ı zikredecek nesil yok olmak üzere.…
Vaktiyle Bursa’da bir Müslüman, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!” Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama. Adam: “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış: “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş. Demiş ama…
Bu hikâye çölde geçer. Eski zamanların birinde, iki insan yolculuğa çıkmışlar. İsimleri ise Mütevazı ve Mağrur’muş. Yolları üzerinde, geçmeleri gereken bir çöl varmış. Çölde yolculuk yapmak zor; çöl sıcak, su bulmak sıkıntı, yönünü kaybettin mi eyvah eyvah… Ha, bir de yol kesen eşkıyalar… Bunlardan kurtulmak çok zormuş. Ama ne yapsınlar; var olan zorluklara rağmen, çölden geçmeleri gerekiyormuş. Bu çölden rahat geçmenin sadece bir yolu varmış; o da güçlü bir kabile reisinin adını kullanmak ve böylece onun koruması altına girmek. Adı Mütevazı olan akıllıymış. En güçlü, en büyük bir kabile reisinin koruması altına girmiş. Kötüler bu kabile reisinden korkar, iyiler onu…
Hakikate İşaret ile Hakikate Nasıl İşaret Edilir Nüansı Oğlunun kendisine birkaç saat evvel satın almış olduğu şapkasıyla birlikte trenin penceresinden başını dışarı çıkarıp sarktığını gören baba, bir kaç kez oğlunu ikaz etmiş içeri girmesi için. Fakat küçük afacan babasının uyarılarını duymazlıktan gelip rüzgarla arasındaki oyuna devam etmiş; baba ne kadar “Oğlum yapma, içeri gir, şapkanı düşüreceksin” dediyse de küçük afacanı ikna etmesi mümkün olmamış. En nihayet sabrı tükenen baba, çocuğun fark edemeyeceği bir şekilde başından şapkayı kapıp “bak gördün mü?” demiş; “Ben seni uyarmıştım, işte sonunda şapkanı düşürdün!” Şapkasını kaybettiğini sanan çocuk tabii bu duruma çok üzülmüş ve gözünde iki…