Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Düşünce Deneme Yorum»KİŞİSEL GELİŞİM
Düşünce Deneme Yorum

KİŞİSEL GELİŞİM

Mahmut GÜNDEŞ» Mahmut GÜNDEŞ2 Haziran 2007Gûncelleme:29 Temmuz 2024Yorum yapılmamış5 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Kişisel gelişim kitapları, son on yılda çok hızlı bir şekilde ülkemizi adeta istila etti ve hala da hayli rağbet gören  kitaplar  arasında  yer almaktadır. Batıdan esen bu rüzgar insanlarımızın pek çoğunu etkisi altına aldı. Pek çoğumuzun dilinde bu tesir fark ediliyor. En çok satanlar arasında da kişisel gelişim kitaplarını bulmak mümkün. Sadece kitaplarla da sınırlı değil, seminerler ve sempozyumlarda da kişisel gelişim hayli işlenilen bir konu. Sanırım millet olarak çok heyecanlıyız ve çabucak kapılı veriyoruz rüzgarlara. Yolculukların nasıl olacağını ve sonuçta tam olarak neyle karşılacağımızı düşünmeden bırakıveriyoruz kendimizi, ümitle. Fakat her toplumun farkları vardır ve o toplumun alamet-i farikası da bu farklardır. Eğer toplumlardan onları alırsanız, her toplum benzer bir yapı alır ve global bir dünya ortaya çıkar (belki de birilerinin istediği de budur, lakin konu şimdilik bu değil). Madem bizi biz yapan farklılıklarımızı muhafaza etmeliyiz(muhafazakarlık, statükocu demek değildir), o halde her ithal edileni direkt almamalı,  kriterlerimizin eleğinden geçirmeliyiz. Bünyemize şifa diye aldıklarımız, uyuşmazlık gösterdiğinde öldürücü zehir olabilir.

Kişisel gelişim merkezinde ”benlik” vardır. ”Ben” her şeyi yapabilir. İnanılmaz derecede güçlüdür, bir şeye inandığında başarısızlık söz konusu değildir, Hayatta her şey kolaydır ve istediği her şeyi başarabilir. Bu düşüncelerle beslenen benlik şişer, büyür, hafifler ve ayağı yerden kesilir. Sağlam bir zeminde gelişmek değildir bu, sadece şişmek, havalanmaktır. İnsanı değiştirmeden görüntüsünü değiştirmektir. Neticede değişmiş bir görüntü ile insan kendini farklı görür. Tabir yerindeyse bir binanın dışını güzelleştirmek ve bu güzelliğinden içine de sinmesini sadece ummaktır.

İnsan kendi başına çok fakirdir, bir dayanak noktası bulmadıkça kendine asla kafi gelemez. İnsan acizdir, dayanabilecek bir güç bulmadıkça kuvvetsizliği ona daima zayıflığını hatırlatır. Her insan böyledir ama pek çoğumuz bundan bile habersizizdir. İşte Avrupa’dan ithal kişisel gelişim mantığının çok hızlı yayılıp, kısa bir süre sonra da hızlıca çökmesinin nedeni de tam olarak budur. İnsandaki acizliği ve fakirliği inkar edip insanın her şeyi başarabileceği benliklere aşılar; insanın enaniyetinin bu şekilde okşanması enaniyete çok büyük bir haz verir. Bu nedenle de nefislerin bu akıntıya kapılmaları hayli kolaydır. Kişisel gelişim dalgasının insanların büyük bir kesimini kısa sürede etkisi altına alması bu nedenledir. Oysa insanın ruhuna huzur verebilecek kişi asla insanın kendisi olamaz, zira insan kendiyle kaim değildir, müstağni olamaz. Daima muhtaçtır. Bu mevcut olanın, her var edilmişin kaçınılmaz gerçeğidir. Akıl ne kadar başka şeylerle kandırılsa da ve başka yönlere çevrilse de insanda Müteal varlığa dönük ve oraya baktıran vicdan penceresi, daima “insan olma”, “yaratılmış olma” ve “kul olma” gerçeklerini akla ve kalbe gösterir. Sahte bir huzur, kısa bir sarhoşluk ve geçici bir lezzet sonrası akıl, aklını başına alır ve kendisinin en sadık dostu vicdana dönmek, onun sesini dinlemek zorunda kalır. İşte bu gerçeklerin fark edilmesiyle kişisel gelişimin çöküş trendi başlar, uçurumdan düşer gibi boşluğa düşer. “Kendisini müstağni görüp haddini aşan bu benlik”, muhtaciyetini tekrar  fark eder ve ihtiyaçlarını giderecek bir Kadi-ul Hacat arar.

İnsanın aradığı nedir? İnsan arzularını yerine getirebilmek için, zenginliğine ve varlığına (maddi manevi) karşı tehlikeli gördüğü direnebilmek adına da güç peşindedir. İnsan ; enaniyetine insan olduğu gerçeğini kabul ettirebilmeli ilk olarak. ‘Ben bir insanım’ derken sadece diğer varlıklara olan üstünlüğünü düşünmemelidir. Aynı zamanda kendi zaaflarını, istekleri karşısındaki fakirliğini, etten ve kemikten mürekkeb bir cismi olduğunu kalben teslim etmelidir. Aksi halde çocukça gururu kendisini sahipsiz kılacak, arzu ettiği her şeyden mahrum kalırken kaçtığı hiçbir şeyden de selamet bulamayacaktır.

İnsan, Hikmet-i İlahinin gereği olarak çeşitli donanımlar ile var edilmiştir. Ruha takılan onca donanım elbette ki kullanılmak içindir. Öncelikle insan “KUL”dur. Kendi başına kaim değildir, Kayyum olan Allah’ın lutfu iledir kıyamı. Elindeki hiçbir şey insanın kendi malı değildir, tamamı mevhibedir, verilmiştir. Bu açıdan insana verilenler bir tarafa konursa, insandan bir şey kalmayacaktır. Denebilir ki insan kendi başına tamamen ‘hiç’ sayılır. İşte geri kalan bu  ‘hiç’ de enedir(eneye emri itibarı denme sebebi). İnsan Allah’ın kudreti ile güç bulur. Allah’ın ihsan ettiği güç olmasa kendi yapabileceği hiç bir iş olamaz. İnsan bunları unuttuğunda enaniyeti gelişir kişiliği değil. Ve enaniyet  öyle kalınlaşır, duyguları esir alır ki kendisini tamamen yutar, her şeyi kendine mal ederek adeta ‘zamanenin bir firavuncuğu’ olur. Netice itibarı ile ” Asi ve nankör insan tarafından Yaratıcının karşısına çıkarılan deha” rehberliğindeki enaniyetin, bu dağdağalı dünya denizinde insanı  salih-i selamete çıkaramayacağı kesindir. Peki bu rüzgara tamamen lakayd kalıp böyle bir şeyi tamamen terk mi etmeli? Elbette ki toptan kabul kadar toptan red de zarardır. Düstur, ”huz me sefa de ma keder” her şeyin iyisini almak, kötüsünü bırakmaktır. Kişisel gelişime değil, enaniyet abidesi batının yaklaşımına karşı olmalı.

Bir gerçeğe bakarken başka gerçekleri unutmamalı; ancak böyle bir nazar ile denge bulunabilir. Yoksa aşırılık arasında gel-gitlerden kutulamayız. Biz de kulluk gerçeği ile bakmalıyız bu konuya. İnsanın en büyük düşmanı ümitsizliktir. Ve zannediyorum insanın başına gelebilecek en büyük talihsizlik de kendi potansiyelini fark edemeyişidir. Kişisel gelişim, Allah’ın bahşettiği potansiyeli insana fark ettirip bu kuvveleri nasıl en istikametli şekilde fiiliyata aksettirebileceğimizin rehberliğini yapmalıdır. Kişisel gelişim bu rehberliği yapabildiği ölçüde kıymet kazanır.

Hasılı, bu konuya yaklaşırken; ”güçlüyüm” diyorsanız gücün kime ait olduğunu, ”başarabilirim” diyorsanız; kabiliyetleri ihsan edeni ve ‘kendime güveniyorum” derken de; ”kendiniz”i size bahşedeni unutmamalı. ”İnanıyorsanız başaranlar sizler olacaksınız”(kim ve neye)

Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Mahmut GÜNDEŞ

İlişkili İçerikler

HZ. İBRAHİM VE HZ. İSMAİL’İN TESLİMİYETİ (KURBAN ÖRNEĞİNDE)

26 Mart 2026

Çağın Ağır Ve Genel Hastalığı: Ülfet

8 Nisan 2025

İnsan Nedir, İnsan Kimdir?

7 Nisan 2025

Uzaklığın Nihayeti: Yalnızlık

6 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.