Kavramlar zamanın nihai hedefleridir ve süreç kavramların yoğunluğunun çözünümüdür. Sürecin ulaştığı son nokta kavramların yetkinlik düzeyidir. Ancak bu sonuca kadar olan süreç, kavramların dönüşümüne sebep olur ve bu dönüşüm onlara farklı pek çok biçim verir. Bu biçimler tarihsel bir doğallığa bağlı olarak kavramlara özdeş olurken, ona zıt bir durumda olma ihtimaline sahiptir. İkinci durumda, kavramlar asıl anlamlarından koparılmalarının yanı sıra bu anlam yaşam dolayımında da yitirilir. Tarihsel ilerleyişin kavramlar üzerindeki bu ilerleyişine karşıt olarak düşünsel belirleme, özsel yani kendilerinde barındırdıkları asıl anlamları kavramlara tekrar yükler. Böylece yaşantıya, kaybedilen kavramın asıl ve hakiki anlamı tekrardan dâhil edilir.
Belirtilen duruma örnek oluşturacak kavram ise söz konusu olduğunda herkesin içsel bir yakınlık duyduğu ve en büyük övgüler verdiği hürriyettir. Hürrriyet diğer bütün kavramlar gibi tarihsel bir yöne sahiptir ve bu bağlamda o, belirli bir söylem ya da biçim tarafından anlamlandırılmıştır. Ancak ona imlenen anlam, değişken ve sürekli dönüşüm halinde olmayıp sabit ve durağan bir yapıya sahip olan toplum veya aynı yapıya sahip olan herhangi bir grupsal etken tarafından belirlendiğinden her zaman asıl anlamından uzaktır. Böylece o, asıl anlamını kazanıp yaşam içinde esas işlevini yerine getirmekten öte dışsal ve katı bir görev ile yüklenilir.
Bunun en açık gösterimi ise şu an kültürel ve toplumsal bir yoğunluğun sonucu olarak önem kazanan ve herhangi bir konuda esas belirleyici olma durumuna gelen siyasal ya da politik söylemdir. Bu söylem, hürriyeti birincil ve asıl anlamı olan ‘özsel ya da öz-bilinç kapsamında eylem’ tanımından ayırıp, buna bağlı olarak ortaya çıkan ve ancak ikincil bir önem arz eden siyasal özgürlüğü onun yerine getirir. Ancak hürriyetin, her şey den önce kendi içinde barındırdığı anlam ve bu anlam ile olan özsel bağı gösterilmeli ve bu belirlenim yalnızca politik anlamda hürriyeti değil ama birey açısından bilinçsel, dini ve entelektüel hürriyeti kapsar.
Hürriyetin bahsi geçen anlamını ise yalnızca gerçeği gösteren düşünme geri kazandırabilir çünkü düşünme, bilincin kendi farkındalığını oluşturarak bireyin kararlarında kendine bağlı kalmayı sağlar. Düşünmenin ortaya koyduğu bu sonuç, hürriyetin özünü oluşturur. Hürriyet, bireyin kararlarında herhangi bir dışsal etkene bağlı kalmadan yalnızca kendi iradesini göz önünde tutmasıdır. Bu irade süreç içinde geçirdiği evreler sonucunda öz-bilincin elde edilmesiyle yetkin noktaya ulaşır. Bu noktada birey kendi arzusu ya da bencil istekleri doğrultusunda değil ancak doğru olan kapsamında kararlarını oluşturur.
Hürriyet ona atfedilen yanlış bir tanımla bireyin salt kendi istekleri ve arzularını gerçekleştirmesi değildir. Bu tanımın tam tersi olarak, hürriyet insan doğasına koşut bir halde işlev gösterir. İnsan, onun genel olarak eylem türlerini oluşturan pratik ve teorik eylemlerinde her zaman iyi ve doğru bir amacı gözetir. Yani o, her eyleminde, hareketinde bir uygunluk ve düzen arayışındadır. Buna bağlı olarak, insan doğası yaşam süresince takip ettiği bu iyi ya da doğrudan oluşmaktadır. Dolayısıyla hürriyet, insan doğasına bağlı olmasıyla onun arzu ve akılsal olmayan itkileri değil ancak onun zorunlu olarak bağlı olduğu ’iyi’dir.
İyi yalnızca kendisi için yapılan olması bakımından hürriyet ile bir paralellik göstermesinin yanı sıra din ve hürriyet arasındaki ilişkiye işaret eder. Dolaysız-doğruluk olarak ta belirtilebilecek olan iyi ‘Yüce olan’ı gösterir çünkü öz-bilinç dahilinde irademiz ile belirlediğimiz tüm karalarımızın iyi olması bunların bir mutlak tarafından iyi olarak belirlenmesinden dolayıdır. Bu nedenle insanın yetkin düzeyde olduğunu gösteren iradesinin özgür ya da hür hali ‘Yüce olan’ın isteği doğrultusundadır. Bu irade karar ve eylemlerinde tam bir düzen meydana getirecektir.
Ayrıca hürriyet bütün bu bağlamlar dışında entelektüel ya da bilgi açısından da aynı önemi gösterir. Bilme şu an anlaşıldığı şekliyle yalnızca belirli bir tümceyi ya da önermeyi sadece kağıt üzerine olduğu şekilde ve bu verilen bilgiye katı bir şekilde bağlı kalma anlamına gelmez. Ancak bilme, temel anlamında nesnesinin –bilinen nesne- doğrudan kendisini kavramaktır. Bu da büyük ölçüde nesnesinin tanımının yapılmasında ya da onun belirli yollarda ilişkilendirme dolayımına sokabilme yeteneğinden belli olur. Bu bireyin kavrayışsal özgürlüğüdür ki burada o, bilginin tam bir kavrayışını elde etmesiyle zihinsel bir bütünlük halindedir.
Bu entelektüel hürriyetin pratik hayatta sağladığı yarar ise insanın bütün eylemlerini bildiklerine göre belirlediği göz önüne alınırsa anlaşılır. Eğer bir kişinin sahip olduğu bilgi şüphe ya da belirsizlik taşıyor ise bu onun yapacağı edimlerin amaçlarını bildiklerine bağlı olarak belirsiz kılar ve bu amaçlar, insan doğasıyla olan ilişkisinde iyi olarak belirlenen hürriyete karşıt bir konumdadır.
Bütün bunlardan sonra yani hürriyetin belirli bağlamlarda ele alınmasından başka, doğrudan onun özünden ve ne olduğundan bahsetme hürriyetin kesin bir açınımını sağlar. Hürriyetin özü ‘kendilik-durumu’ olarak belirlenebilir. Burada gösterilen tek bir birey vardır ancak bu birey etik ve ahlaki bir iradeye sahip olduğundan o aynı zamanda bir yetkinliği, bütünlüğü gösterir. Birey bütünsel bir iradeye sahiptir ve bu irade bir başka bireyi dışlamak yerine onu içerir. Hür ya da özgür birey böylece birey olmasının kendinde bir toplumun ya da ideal toplumun tasarısını ya da modelini taşır. Yani hür olan birey gerçek anlamıyla doğanın düzenini toplumda temsil eder ve o, ‘Yüce olan’ın emanetini en doğru bir şekilde temsil eder.
Sonuç olarak, hürriyetin özü ya da asıl anlamı tek bir eylem biçiminde ifade edilemez çünkü o, birincil anlamıyla insan varoluşunda yer alır. Bu varlığın özünü teşkil eden hürriyet, insanın bütün yaşam biçimlerinde kendini gösterir ve bu yaşam biçimlerinde ortaya çıkan hürriyet, kesinlikle birincil bir anlamı olarak ifade edilemez. Çünkü bu, hürriyetin özünden uzaklaştırılmasıdır. Dolayısıyla bireyin esasından, özünden uzaklaştırılmasıdır. Ancak birey hürdür ve özgürdür. Hür ya da özgür olan birey ise yetkindir. Gerçek anlamıyla o, ‘yeryüzündeki halife’dir.
___________________________________
*Ortak Zemin Dergimizin Düzenlemiş Olduğu “Hürriyet” Konulu Deneme Yazma Yarışmasında İkinci Olmuştur.
Hakan ÖRNEK
