Her vesileyle salim aklı meth ü sena eylediğimizde beyhude çaba gösterdiğimizi söyleyen zevat, işlerinin yolunda gitmesi için ellerinden geleni yapıyor. Peki, onların işlerine çomak soktuğumuz doğru ise, işleri ve bizim çomağımız neye delalet ediyor? Eğer bu tespit yine doğruysa, durduğumuz yerin de doğru olduğunu söylemek icap edecek. Nedir durduğumuz yer? Dünya işleri dolayısıyla onları sekteye uğratacak yer durduğumuz yerdir. Durduğumuz yerin daima istif etme ile kar ile içkin zemmedilen yere nispet, hak ve hakikati idare etmesi zaruridir. Aslında biz söylemesek de olduğumuz veçhile durduğumuz yer, mezkür zevatın gözüne batacak. Onları rahatsız edecek, sürekli endişe ve istihza ile dalga geçecekler. Alay, Kazancakis’in değişiyle “Acizlerin sığınağı” olsa da gürültü patırtı arasında her şey toz dumana dönecek. Bu arada aynı zevat, sis perdesi arasında gemilerini yürütecek. Koşturma, gürültü patırtı söz konusu kişilerin evsafından. Yine devşirdikleri güç buradan geliyor: Gürültü, tantana ve sessizliğe sıkılan kurşun. Bütün büyük olaylar, savaşlar yine büyük bir vaveyla ile başladı. Toz dumana belendikten sonra görücüye çıktı. Hâlbuki değişen bir şey yoktu; değişmemek için değiştirmenin asıl olduğu yontulmadan farksız bu. Değişimin aldatmacadan ve karartmalardan ibaret olması, ona karşı hep tetikte olmamızı salık veren bir şey. Dünya düzeni değişmenin değirmenine su taşıyor. Değişime karşı duruş, kendimizin de felaketiyle sonuçlanacak bir dizi tehditleri de beraberinde getiriyor. Bu en azından itibarsızlaştırma, medeni ölü gibi tedbir ve tehditlerle yürütülüyor. Çağdaş dünyanın mottosu mezkur sözcükte saklı. Değişime sadık kalmak bir anlamda mecburi. Buradan çıkış yolu yok, diyenler hiç değişmedikleri bir çehre ile karşımıza çıkıyor. Kendileri hiç değişmeden ve fakat herkesin bu trene binmesini dile getiriyorlar. 18. yüzyılda icat edilen ve temeli Greko Romene atfen Heraklitos’a tevcih edilen ‘Değişmeyenin, değişimin kendisi olduğu’ hakkındaki söz, öyle anlaşılıyor ki köklerini mazide, dallarını modern yüzyılda bulabildiğimiz bir şöhrete haiz. Üzerinde ısrarla durulmasının en önemli nedeni ise bunun bir ayağının eski tabirle eyyamcılığa kadar uzanmış olması. Çünkü eyyamcılık her devirde para yapan bir haslete sahip. Eyyamcılıkla değişim arasında saydam bir tülün olması da bu yüzden. Eyyamcı olmakla değişimci olmak bugün para ediyor. Dünya düzeni sözcüklere de nüfusu sayesinde eyyamcılığı değişim kisvesi arkasında özendirmeyi başarıyor. İnsanların gündelik yaşama daha fazla değer vermelerinin, geçmişten, gelecekten ve aslında bugünden uzakta ve anlamsızca sürdürmesi, hiç değişmediklerini, en azından son 150 yüzyıla kadar böyle olduğunu söylemek yanlış olmaz. Değişimin maharetli bir numarayla ve kendisinin olanca gücüyle gizlemesini sonucu olarak bu iş, en fazla değişim mitosuna inananların elini güçlendiriyor. Yönetimlerin kâh despot kâh demokratik ideallerle sahneye çıkmasını, değişimini sihirli gücüne bağlayanlar, oradaki bu ikircikli davranışının aslında zaafa meydan verdiğini de gözlerinden kaçırdılar. Bundan sonra da aslında durum bu yörüngeden çıkmayacak: Bir ileri bir geri adım atmak suretiyle aslında her şey yerli yerinde duracak. Sadece teknik nanik yaparak durumu kurtarmaya çalışacak ama diğer her şey değişmek şöyle dursun, sözcük ağza bile alınmayacak çünkü aksi halde Külkedisi masalında olduğu gibi her şey tepetaklak “değişecek”.
Ayhan SAĞMAK
