Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Genel»Amel – İhlas İlişkisi…
Genel

Amel – İhlas İlişkisi…

M.Arif Koçer» M.Arif Koçer1 Şubat 2024Gûncelleme:23 Temmuz 2024Yorum yapılmamış5 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Kur’anda, iman etmekten sonra en makbul iş olarak salih amele vurgu yapılır. Çünkü, Yaratıcının varlığı ve azameti kabul edildikten sonra, bu inancın yaşama amel/ iş olarak yansıması gerekir. Allah’ın emrettiklerini yapmaktan ibaret olan  salih ameli hayatlandıran ise niyettir. Yani yapılan işlerin/ibadetlerin, sadece Allah razı olsun diye yapılmasıdır. Bediüzzaman’ın da vurgu yaptığı gibi, “İbadetin ruhu ihlastır. İhlas ise yapılan ibadetin yalnız emredil diği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve faide ibadete illet gösterilse, o ibadet batıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih (tercih ettirici) olabilirler, illet (sebep) olamazlar. [1]

İhlas, yapılan iş karşılığında insanlardan maddi-manevi bir karşılık beklenmemesidir. “Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. ” (Hud Suresi, 51) ayeti bu hususa dikkat çeker. “Allah’ın ayetlerini az bir karşılık ile satmayınız” (Maide, 44) emri de bunu ifade eder.

Niyetin samimiyet ve ihlastan uzaklaşması ise amelin geçersiz olmasına sebeptir. “Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye
malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın.” (Bakara Suresi, 264) Çünkü amelleri hayatlandıran ihlas olup, bunun  niyetinden ayrılınca, o işin ruhu kaçar ve kıymetsizleşir. Peygamber a.s. bu hususa “Şüphesiz Allah, biçimlerinize ve sözlerinize bakmaz, işlerinize ve kalblerinize bakar.”[2]  hadisi ile işaret eder. Allah için yapılan secde ibadettir, gayrısı için dalalettir. Amel aynı olduğu halde sadece niyetin değişmesi ile işin rengi ve hükmü değişmektedir. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem “Ameller, ancak niyetlere göredir. Herkesin niyetine göre işlem yapılır.” Hatta öyle ki, bazen görünüşte, cennetlik ameller işleyen bir insan, samimi niyeti ile o amelleri hayatlandırmazsa, ameller boşa gider ve cehennemliklerin safına gerileyebilir.”Kişi, insanların gözünde cennetliklerin işi gibi iş yapar, oysa o cehennemliktir.”[3] hadisi buna dikkat çeker.

Kur’an hizmetlerinde de ihlas esas olmalıdır. “Bu dünyada, hususan uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad (dayanak noktası), en kısa bir tarik-i hakikat(hakikat yolu), en makbul bir dua-yı manevi, en kerametli bir vesile-i makasıd (hedefe ulaşma vasıtası), en yüksek bir haslet, en safi bir ubudiyet, ihlastır…

Amelinizde rıza-yı ilahi olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenab-ı Hakkın rızasını esas maksad yapmak gerektir…”[4]

Makbul bir Kur’an hizmeti için de, mutlaka ihlası/ dininde samimi olmayı esas yapmak ve benliği terketmek gerekir. Bu bağlamda Bediüzzaman, Kur’andan çıkardığı hakikat yollarından birisi olan kendi hizmet tarzları için, “Risale-i Nurun mesleği ve esası; ihlas-ı tam ve terk-i enaniyet ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde baki lezzetleri hissedip aramaktır,” der.[5] Bu bağlamda yapılan hizmet, sonuç esaslı olmamalıdır. Hizmetin kendisi ibadettir ve samimiyetle yapılmışsa, sonuç hiç te önemli değildir. Bazı Peygamberler uzun yıllar ilahi tebliği yaptıkları halde, bir – iki kişi iman etmiş, ancak onlar Peygamberliğin sınırsız sevabını tamamıyla almışlardır. Çünkü,“Cenab-ı Hakkın rızası ihlas ile kazanılır; kesret-i etba (Tabi olanların çokluğu) ile ve fazla muvaffakiyet ile değildir. Çünkü onlar, vazife-i ilahiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki verilir. Evet, bazen bir tek kelime sebeb-i necat (kurtuluş sebebi) ve medar-ı rıza (İlahi rızanın kaynağı) olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar (öncelikli) olmamalı. Çünkü bazen bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı ilahiye medar olur.”[6]  Cihat konusunda da bu aynen geçerli bir kuraldır. Cengiz’in ordusunu defalarca mağlup eden Celaleddin-i Harzemşah’a, yakınındakiler, “Sen muzaffer olacaksın” dediklerinde, söylediği söz manidardır. Der ki, benim görevim, Allah için cihad etmektir. Galip kılmak veya mağlup etmek, Allah’ın vazifesidir. Ben işimi yaparım, Allah’ın işi olan sonuca karışmam”. Anlaşıldığı üzere, Allah için yapılan bütün amellerde ihlas en öncelikli iksirdir.

Hadiste vardır ki, “İnsanlar helak(mahvoldu) oldu, sadece alimler kurtuldu. Alimler de helak oldu, sadece ilmiyle amel edenler kurtuldu. İlmiyle amel edenler de helak oldu, sadece ihlas sahipleri kurtuldu. İhlas sahipleri de büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır.”[7] Yani, “medar-ı necat ve halas, yalnız ihlastır. İhlası kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlaslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır. İhlası kazandıran, harekatındaki sebebi sırf bir emr-i ilahi ve neticesi rıza-yı ilahı olduğunu düşünmeli ve vazife-i ilahiyeye karışmamalı.”[8]

İhlası kazanmak önemli olduğu gibi, onu zedeleyen hususlardan, nefsin zaaflarından da kaçınmak gerekir. Bunların başında hırs gelir. “Hırs, ihlası kırar, amel-i uhreviyeyi (ahirete ilişkin amelleri) zedeler. Çünkü, bir ehl-i takvanın hırsı varsa, teveccüh-ü nası (insanların onu beğenmesini)  ister. Teveccüh-ü nassı müraat eden (isteyen), ihlas-ı tammı bulamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok cay-ı dikkattir (dikkat edilmesi gereken bir konudur.)[9]

Kazandık zannederken, kaybetmemenin en önemli esası, ihlası kazanmak ve muhafaza etmektir. Amelleri ihlasla hayatlandıramaz isek, hiçbir kıymeti kalmaz. Bunu sağlamanın yolu ise, sık sık kalbimizi ve niyetimizi kontrol ederek, ahirette “hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmemizdir”…

[1]  Said Nursi, İşaratül İcaz, Zehra Neşriyat, İstanbul, 2006, 154.

 

[2]  Ebû Hureyre radıyallahu anh. İbn Mâce.

 

[3]  Sehl radıyallahu anh. Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

 

[4]  Said Nursi, Lem’alar, Zehra Neşriyat, İstanbul, 2006, 183.

 

[5]  Said Nursi, Şualar, Zehra Neşriyat, İstanbul, 2006, 328.

 

[6]  Said Nursi, Lem’alar, Zehra Neşriyat, İstanbul, 2006, 190.

 

[7]  Acluni, Keşfü’l- Hafa, 2/280, No 2795

 

[8]  Said Nursi, Lem’alar, Zehra Neşriyat, İstanbul, 2006, 168

 

[9]  Said Nursi, Lem’alar, Zehra Neşriyat, İstanbul, 2006,184

 

M. Arif Koçer Ortak Zemin 29
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
M.Arif Koçer

İlişkili İçerikler

Serlevha 33

24 Nisan 2025

Sürgün, Esaret, Şehadet: İsmail Heniyye

23 Nisan 2025

Türkiye’de Suriyeli Mülteci Olmak

22 Nisan 2025

Öğretmenlerde Tebliğ Bağlamında;  İdeal, Amaç ve Pratik

21 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.