Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Genel»Öğretmenlerde Tebliğ Bağlamında;  İdeal, Amaç ve Pratik
Genel

Öğretmenlerde Tebliğ Bağlamında;  İdeal, Amaç ve Pratik

Doç. Dr. Cuma Karan» Doç. Dr. Cuma Karan21 Nisan 2025Gûncelleme:12 Mayıs 2025Yorum yapılmamış9 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Mahbub-u kulûb, Muallim-i ukul, Mürebbi-i nüfus, ve Sultan-ı ervah Olan Hz. Peygamber’in Tebliğinde İdeal, Amaç ve Pratik

İnsanlara hidayet ve yaşam kılavuzu olan Kuran, Hz. Peygamber’in yaşamında ve rehberliğinde pratize edilmiş bir yaşam rehberimizdir. Bu anlamıyla bütün peygamberlerde olduğu gibi Hz. Peygamber de teorik olan İlahi mesajın pratikteki modeli ve mümessilidir. Bu durum Kur’an’da; “Üsvetun hesenetün” ilahi ifade ile insanlar için “en güzel model” şeklinde tanımlanmıştır. Bedeviyetin ve cahiliyenin karanlığını hayatın bütün alanlarında iliklerine kadar sinmiş bir toplumu Hz. Peygamber acaba nasıl ve hangi yöntemlerle kısa sürede değişim ve dönüşüm ile dünyanın en medeni insanları konumuna getirdi? Bu siyer ilmi açısından Hz. Peygamber’in geldiği toplumun durumunu ve bu toplumda Hz. Peygamber’in dünyada eşi az bulunur bir muvaffakiyete nasıl ulaştığını Bediüzzaman’ın ciltler konu olan şu veciz tesbiti ve mulahhas ifadesi dikkat çekicidir:

“Şu cezire-i vâsiada vahşî ve âdetlerine mutaassıp ve inatçı muhtelif akvâmı, ne çabuk âdât ve ahlâk-ı seyyie-i vahşiyânelerini def’aten kal’ ve ref’ ederek, bütün ahlâk-ı hasene ile teçhiz edip bütün âleme muallim ve medenî ümeme üstad eyledi. Bak, değil zahirî bir tasallut, belki akılları, ruhları, kalbleri, nefisleri fetih ve teshir ediyor. Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah oldu.” (7.Reşha)

Yukarıdaki paragrafın son ifadelere dikkatle baktığımızda Hz. Peygamber’in insan ile ilgili dört merkeze tesir ettiğini, bu dört merkezin fethi ile yoğunlaştığını görüyoruz. Bunlar; Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus, sultan-ı ervah. O zaman Mahbub-u kulûb, muallim-i ukul, mürebbi-i nüfus ve sultan-ı ervah  olan Hz. Muhammed bunları nasıl yaptı? Sorusuyla kısaca bunların içeriğiyle buna cevap bulmaya çalışalım:

  1. Mahbub-u kulûb: Hz. Peygamber’in vahşi ve adetlerin sımsıkı bağlı olan cahiliyenin insanların kalbinde sevgisini aşıladı. Kalplerin sevgilisi sıfatını aldı.
  2. Muallim-i ukûl: Akıllara öncü oldu. Düşüncesiz bir şekilde cahiliyenin akla mantığa uymayan hususlara dikkat çekerek kalplerin sevgilisiyle beraber akıllarına da muallim oldum. Asıl öğretmenliği bu alana hasretti.
  3. Mürebbi-i nüfus:Serkeş başıboş ve her istediğini yapan, nefsin heva ve hevesine tabi olmuş olan bu cahiliye toplumun nefis cephesini ıslah ve terbiye ile işe başladı.
  4. Sultan-ı ervah: Ruh terbiyesi, terbiyenin en zor alanıdır. Materyalist, kapitalist ve seküler anlayıştaki eğitimde ruh terbiyesi adına bir çalışmaya yer bile verilemez iken Hz. Peygamber ruhların sultanı oldu.

Hz. Peygamber’in cahiliyye toplumunu kitlesel olarak tevhid toplumuna dönüştürmedeki en büyük başarısı bu dört noktada insanların hayatlarının merkezinde yer almasıdır. İdeal bir insanın şekillenmesi ancak bu dört ayakla mümkündür. Aksi takdirse eksik kalacaktır. Günümüz eğitimindeki en büyük problemler; aklı dolmuş olduğu halde, kalbi, ruhu ve vicdanı boş olması ya da tersi şeklinde olmasıdır. Çok zeki ve akademik kariyerinde zirvesinde olduğu halde vicdan ve merhametle bağdaşmayan eylemlerinde içinde insanları görmek bu dört boyutlu eğitimin eksikliğidir. Toplumda çok da rastladığımız bu tür insanların aklı zirvede olduğu halde; kalbi, vicdanı ve ruhu gıdasızlıktan can çekişebiliyor. Başta kalp olmak üzere; akıl, nefis ve ruhun beslenmediği bir insanın kamil bir kişilik sergilemesi, insanî bir tavır takınması ciddi problemdir.

Bütün peygamberlerde olduğu gibi Hz. Peygamber’in eğitimin amacında; ideal ve muvahhid bir toplum inşa etmektir. Bunun da ilk basamağı bireyi bu boyutlu süreçle yetiştirerek tümevarmakla bir toplum inşa etmektir.

Mahatma Gandhi’nin de bu konudaki şu tespiti önemlidir: “İslamiyet’in süratle yayılması kılıç yüzünden olmamıştır; Hz. Muhammed’in tevazusu ve güzel ahlakı sayesinde olmuştur. Nitekim Hz. peygamber olmuştur.” “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8) ifadesiyle bu durumu kendisinden sonra gelen varisleri olan muallimlere nihai hedefi belirlemiştir.

Şefkat ve merhamette zirve olan Hz. Muhammed’i Allah şu ayet ile bize tanıtıyor: “Andolsun, size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O; size çok düşkün, mü’minlere karşı çok raûftur (şefkatlidir), rahîm’dir (merhametlidir).” (et-Tevbe, 128) Nitekim Hz. Peygamber’in terbiyesine, hizmetine verilen Enes b. Malik, Hz. Peygamber’in bir defa bile kendisini azarlamadı??n?, bir ?eyi yap?p yapmama hususunda asla sorguya ?ekmedi?ini? s?yler. (M?slim, Fedail, 13.)

B?t?n peygamberlerin ortak ?zelli?i olan ?be?eri ir?ad, tevhidi isbat? Hz. Peygamber?in de g?ndeminin ilk maddesiydi. ?nsanlara ?ncelikle sa?lam bir tevhid inanc?n? vermesi yeti?tirdi?i kitle olan sahabe neslinin ba?ar?nda en ?nemli etkenlerden biridir. Bir tebli?ci, bir muallim olarak Hz. Peygamber?in ideal bir neslin yeti?mesinde ?zerinde durdu?u hususlardan baz?lar?n? ??yle ?zetlemek m?mk?nd?r:

ğını, bir şeyi yapıp yapmama hususunda asla sorguya çekmediğini” söyler. (Müslim, Fedail, 13.)

Bütün peygamberlerin ortak özelliği olan “beşeri irşad, tevhidi isbat” Hz. Peygamber’in de gündeminin ilk maddesiydi. İnsanlara öncelikle sağlam bir tevhid inancını vermesi yetiştirdiği kitle olan sahabe neslinin başarında en önemli etkenlerden biridir. Bir tebliğci, bir muallim olarak Hz. Peygamber’in ideal bir neslin yetişmesinde üzerinde durduğu hususlardan bazılarını şöyle özetlemek mümkündür:

Örnek Olma: Toplumun belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda yetiştirilmesinde en etkili yol örnek olmaktır. Hz. Peygamber bu anlamda zirvedeydi. Örneğin, sadaka vermenin faziletini anlatırken kendisi de sık sık sadaka vererek bu davranışı modellemiştir. Böylece sadece sözle değil, eylemle de hedeflediği eğitimi desteklemiş, yardımlaşma, merhamet ve adalet gibi erdemleri anlatırken de kendi hayatında bunları sergileyerek topluma rehberlik etmiştir. Efendimiz ashâbının yanında bulunduğu bir sırada Hz. Hasan’ı öpmüştü. Orada bulunan Akra b. Hâbis de “Benim on tane çocuğum var, onlardan hiç birini öpmedim” deyince Resulüllah (s.a.s.) ona hayretle bakıp: “Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz” buyurmuştu. (Buhari, Edeb 18; Müslim, Fedâil, 65.)

Hudeybiye’de antlaşmasında saçını ve kurbanlarınızı kesin, ihramdam çıkın, demesine rağmen sahabilerin Kâbe’yi ziyaret etmeden dönmenin şokunda olmalarıyla bu emre ilk etapta yanaşmamışlardı. Hz. Peygamber, Ümmü Seleme annemizin teklifiyle bizzat kendisi önce saçını keserek kurbanını kesmiş ve ihramdan çıkmıştır. Bunun gören sahabiler de kendilerine gelerek aynısını yapmışlardır.

Amaca Yoğunlaşmak: Müslüman eğitimcilerin, tebliğcilerin amacı Hz. Peygamber’in amacı olan; insanları putperestlikten, ahlaksızlıktan ve zulümden uzaklaştırarak onları tek bir Allah’a ibadet etmeye ve erdemli bir yaşam sürmeye çağırma, insanların arınmasını, iyilikte yarışmasını, Kur’an’ın mesajlarını hayatın her alanına taşımasıyla murad-ı ilahiyeye uygun bir toplumun inşası amacıyla muvafık olmalıdır. İslam toplumunun paramparça olduğu bir dönemde Hz. Peygamber’in Medine’deki Ensar ve Muhacir ile tesis ettiği “kardeşlik” ruhunu tesisi ana amaç olmalıdır. Aksi takdirde emperyal güçlerin tuzaklarından kurtulamayacaktır. Zira Müslüman toplumun bulunduğu coğrafya emperyal emeller için sosyolojik, ekonomik ve jeopolitik açıdan dünyanın en münbit zemindir.

Hedef Belirlemek: Hz. Peygamber insanların önüne kısa ve uzun vadeli hedefler koyardı. Mekke’de işkence gören Ammar’a; sabret, bunun karşılığında cennet vardır, diyerek uzun vadeli bir cennet hedefini belirlerken güçsüz oldukları bir dönemde, kendilerini düşmandan korumak için hendek kazarken de vurduğu taştan çıkan kıvılcımlarla da ilerde, Şam’ın (Bizans), İran’ın, Yemen’in fethedileceğini müjde ve aynı zamanda bir hedef olarak ifade etmiştir. “Hedefsiz bir gemiye hiçbir zaman rüzgâr yardım etmez” gerçeği birey ve toplumlar için de geçerlidir. Eğitimciler sürekli hedefi belirlemeli ve bu doğrultuda olması gerekenlerin hazırlıklarını yapmalıdır.

Müminler topluluğunun hedefini; Hz. Peygamber şu ifade ile belirlemiştir: “Gün gelecek Hîre’den Hadramût’a kadar bir kadın, tek başına yolculuk yapacak ve vahşi hayvanlardan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır.” (Buhârî, Menakıb 25)

Bireysel Yetenekleri Dikkate Almak: Farklı yeteneklerle yaratılmış insanların bu farklılıklarını Hz. Peygamber dikkate almış ve bize bu konuda büyük bir örnek teşkil etmiştir. Yumuşak huyluluğuyla öne çıkan Hz. Osman’ı Hudeybiye Sulhu’nda Mekkelilere göndermiş çok nadir olarak seriyye komutanlığına atarken zekâsı ve bilgeliğiyle öne çıkan Muaz bin Cebel’i, İslam’ın hükümlerini öğretmesi için Yemen’e göndermiştir. Zira Muaz, derin dini bilgisiyle tanınan bir sahabeydi ve Hz. Peygamber, onun bu yeteneğini hedefe uygun şekilde değerlendirmiştir. Muaz bin Cebel’i Yemen’e kadı ve öğretici olarak göndermeden önce de ona yönetim ve ahlaki sorumlulukları öğretmiş, halkla nasıl iletişim kurması gerektiği konusunda eğitim vermiştir. Yetenek ve insanların seviyeleri noktasında Hz. Peygamber’in tebliğ ve eğitimde altın değerinde olan şu emri unutulmamalıdır: “İnsanların seviyelerine inin.” (Ebu Davud, Edeb, 23,

Tedricilik: Bireyin eğitiminde dikkate alınması gereken bir diğer husus ise tedriciliktir. Ana eğitim kitabımız Kur’an’da hükümlerin başta içki yasağı olmak üzere bir emir ve yasağın tedricen indirilmesi bundan dolayıdır. Bu süreçte, toplumun eğitim seviyesini ve hazırbulunuşluğunu dikkate alarak insanların yeni kuralları anlamasını ve benimsemesini, bilginin sindirilerek öğrenilmesi ve öğretilmesi gerektiği gerçeğinden yola çıkılarak müminlere yüklenebilecekleri kadar sorumluluk süreçler dikkate alınarak verilmiştir.

Değer Vermek: Hz. Peygamber insanlar en çok değer veren bir mürebbi idi. Zira her insan ya bizzat değerlidir veya henüz o değeri dışa vurulmamış ancak o değeri üzerinde taşıyan bir potansiyele sahiptir. Bir gün Hz. Peygamber kendisine hediye getirilen bir içeceği birlikte oturduğu ashabına ikram etmek için sağına dönmüş ve henüz küçük bir çocuk olan amcasının oğlu Abdullah b. Abbas’ın oturduğunu gördü. Solunda ise ashabın yaşlıları oturuyordu. Peygamberimiz (s.a.s) çocuğun sırasını atlamadı, onu yok saymadı ve “İçeceği önce bu yaşlılara vermeme izin verir misin?” diye sordu. Çocuk “Hayır! Vallahi senden gelen nasibim için kimseyi kendime tercih edemem.” deyince de Peygamberimiz ikrama çocuktan başlayarak onu değerli görmüştür. (Müslim, Eşribe, 127) Bedr ve Uhud savaşlarında yaşları on dörtten küçük olanları geri çevirmiş, ancaklara; “Medine savunması ve Medine’deki ailelerin korunma görevini size veriyorum” diyerek onlara değerli olduklarını hissettirmiştir.

Engelli insanların dışlandığı adeta adam yerine konulmadığı bir dönemde Hz. Peygamber, Abdullah b. Ümmü Mektum’u bizzat yerine on bir kez Medine’ye sorumlu tayin ederek ona en üst düzeyde değer vermiştir. Siyahî olan Bilal-i Habeşi kendisine müezzin, engelli ve sıradan bir kabileden olan Abdullah b. Mes’ud’u kendisine yaver kabul etmiştir.

Görev ve Sorumluluk: Hz. Peygamber genç yaştaki sahabeleri sorumluluk almaları için cesaretlendirmiştir; Zeyd bin Sabit’i vahiy katipliğine hazırlamış, Yahudilerden emin olmadığını ve bu sebeple de onun İbraniceyi öğrenmesini istemiş, Zeyd de on dört günde İbranice öğrenmiştir. Aynı şekilde Üsame bin Zeyd gibi genç yetenekleri seriyyelere ordu komutanı olarak atamıştır.

Sabır ve Anlayışlı Olmak: Hz. Peygamber ideal bir topluma ulaşmak için sabırlı ve anlayışlı bir tutum sergilerdi. Örneğin, mescitte yanlış bir davranış sergileyen bir bedeviye sabırla yaklaşmış ve ona doğrusunu öğretmiştir. İmkânı olmadığı için evlenemediğinden zina yapmak isteyen bir gence Hz. Peygamber sabır ve gencin anlayacağı bir örnekle bunu olamayacağını; “Birinin senin annen veya kız kardeşinle zina yapmasına razı olur musun?” sorusuyla gencin idrak dünyasına dokunarak vazgeçirmiştir.

Hulasa: Hasan el-Benna; “Müslihlerin ıslah edilmesi” ilkesiyle muallimlerin, mürebbilerin ıslahı nisbetinde onların eğittikleri toplumun da eğitileceğine dikkat çekmiştir. Tebliğ ve terbiye konumunda olan insanların bu konumda olmaları için kendilerini azamî derecede yetiştirmeleri gerekir. Toplum içinde de potansiyeli saklı dehaları tesbit de muallimlerin işidir. Ömrünü insan yetiştirmeye adayan İsmail Şentürk’ün ifadesiyle; “Koç olacak kuzuları bulmalıdır.” Potansiyeli keşfetmek ve ona göre öğrenciyi yönlendirme memur bir öğretmenin görevi olmayabilir ama idealist bir öğretmenin en temel vazifesi olmalıdır. Hz. Aişe annemiz Hz. Peygamberin eğitiminden geçmiş, dünyanın en genç komutanlarından olan Üsame için; Hz. Peygamber bazen  terli, üstü başı kirli olduğu halde onu oyun alnında kucaklar öperdi, ben ise bu kirli hali ile Hz. Peygamber’in bu iltifatına ve sevgisine hayret ederdim.” demiştir. Eğimin bir kültüre dönüştüğü bir ortamda yetenekleri keşif ve ona göre yönlendirme işi de öğretmene düşmektedir. Sadece bilgi aktarımı değil yetenek ve gelecek perspektifini sunmak gönümüzde öğretmenin en öncelikli vazifesi olarak belirlemek mümkündür. Düne kadar bilgiye ulaşmak zor iken bugün öğrenci ibn-i zaman olmasıyla teknolojik avantajla kendisi daha rahat ulaşabilmektedir. Ancak rehberlik konusunda bu kadar şanslı değildir. Bilmek yerine anlamak, ezberlemek yerine çıkarım yapabilmek ve geleceğe dair bir perspektif yakalayabilmek bir öğretmenin öğrenciye yapacağı en büyük katkıdır. Arızî sınır ve kalıpları aşarak evrensel dünyayı “ümmet” algısıyla mütalaa etmektir.

Doç. Dr. Cuma Karan

Doç. Dr. Cuma Karan Ortak Zemin 33 OZ33
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Doç. Dr. Cuma Karan

İlişkili İçerikler

Editörden 33

25 Nisan 2025

Serlevha 33

24 Nisan 2025

Sürgün, Esaret, Şehadet: İsmail Heniyye

23 Nisan 2025

Türkiye’de Suriyeli Mülteci Olmak

22 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.