Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Kapak Dosyası»Taassup ve Tarafgirlik Çıkmazına Karşı Aklın Direnişi
Kapak Dosyası

Taassup ve Tarafgirlik Çıkmazına Karşı Aklın Direnişi

Ortak Zemin» Ortak Zemin17 Ocak 2025Gûncelleme:13 Mart 2025Yorum yapılmamış5 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Taassup; gergin ve sinirli davranma hali, aşiret, parti, din ve ideoloji asabiyeti gösterme durumu ile beraber “Katı inanç, tutuculuk ve fanatizm” anlamlarını da içerir.

Diğer bir ifadeyle taassup; bir inancı veya fikri katı bir şekilde benimseyerek diğer düşüncelere veya inançlara körü körüne kapalı olmayı ifade eder.

Başka fikirlere olan bu kapalılık,  kişinin kendi inancı ve fikirlerine aşırı derecede akıldan öte duygusal Çıkmazın sonucudur.

Bunun verdiği neticede de doğal olarak taassup, farklı inançlara veya görüşlere sahip insanlar arasında anlayışsızlığa ve çatışmaya yol açabiliyor. Zira duygu ve hissiyat merkezli bu tür bir çatışma, akla kapalı bir durumun zorunlu bir sonucudur.

Aklın direnişiyle baş edilebilen bir diğer çıkmazımız ise tarafgirliktir.

Tarafgirlik; Bağlı olduğu düşünce yapısı, ideoloji, siyasi tercih vb. bağlılıklarını her koşulda aklayan, nesnellik karşıtı bir durumdur. Temelinde narsisizm ve fanatizm gibi tetikleyicileri de barındırabilen sosyolojik ve psikolojik etkileri bulunan bir kavramdır. (tdk)

Tarafgirlik, sevdiğimiz veya tarafında olduğumuz her düşünce ve eylemi –yanlış dahi olsa- savunmak, sevmediğimiz veya karşısında durduğumuz her inanç ve düşünceyi reddetmek -doğru olsa dahi-  olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tarafgirliğin antitezi; tarafsızlık değildir. Aklın muhakemesi ile değerlendirebilmektir. Zira duygu merkezli olan tarafgirliği aklın muhakemesinden geçirme, bu sürecin çözümüdür. Örneğin Sevdiğiniz, tarafını tuttuğunuz futbol takımının teknik bir hata dolayısıyla ceza almasının neticesi olarak üzülmeniz doğal ikengelen cezayı kesinlikle kabul edemeyip reddetmeniz tarafgirliğinizin size olan hâkimiyetinden kaynaklanır. Bundan kurtulmanın yegâne yolu aklın imdada yetişmesidir. Böylesi durumlarda Mutlaka akıl devreye girmelidir.  Ama maalesef çoğu zaman “Tarafgirliğin gözü kördür.” sözü toplumsal hayatta daha baskın tezahür ediyor, aklın devreye girmesini engelleyebiliyor. Bundan dolayı siyasi ve içtimai hayatta çoğu zaman tarafgirlik kaynaklı yaşam biçimi; insanı hakkı bulmaya, hakikati aramaya götüremiyor, bilakis çıkmazlar dehlizinde bocalamaya, derinliklere yuvarlamaya devam ediyor.

Elbette bunun çok sebebi vardır. Bunlardan sadece birini ifade edersek; içinde bulunduğunuz veya tarafında olduğunuz eğer yüksek statüdeki bir oluşum ise, her zaman nispi bir haklılık ve özgüven oluşur. Dezavantajlı veya düşük statüdeki bir oluşum/toplumsal yapıda yer alıyorsanız daha çok eleştirilip tarafgirliğiniz daha çok dikkat çekebiliyor.Bu haksız ve çelişkili durumu Kur’an: “Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun…”(Maide:8) ayetinden de uyarıldığı gibi aklın muhakemesinin hâkim olması gerektiğini anlıyoruz. Bu bağlamda birçok ayette; Düşünmez misiniz? Akıl etmez misiniz? Ey akıl sahipleri” şeklindeki uyarılar bu çıkmazsın çıkış yolu olarak doğrudan gösterilen adrestir.

Ayetlerde de sık sık vurgulandığı gibi, Düşünme, kavrama ve anlama yetisi olan akıl; frenleyicidir, savrulmayıyitip gitmeyi engeller. Akıl, devenin bağlandığı kazık anlamındaki “ikal” ile aynı kökten olması da bu hakikatin ifadesi olsa gerek. Nasıl ki kazık deveyi/hayvanı sağa sola kaçmasını engeller, olması gereken yere bağlar ise, akıl da insanı bağlar. Ki bağlayıcı olmalı. Hakka ve hakikate bağlamalı, ulaştırmalı. Aklın bağlayıcılığının olmadığı yerde taassup ve tarafgirlik hastalıkları, çıkmazlarıbaş gösterir. Toplumsal çatışmalara yol açar. Tarih nice bu sebeplerden kaynaklı enkaz ile doludur.

Aklın direnişi ile inen ayetlere ikna olamayıp itiraz eden Hz. Hamza’nın katili olanVahşi, -tabiri caizse- Allah ile şu ayet üzerine mutabakata varır: De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer:39/53) bu ayet inince Hz. Vahşi bütün akli muhakemeler neticesinde de mazeret bulamadı ve iman etti.

Hz. İbrahim’in de hayatından ayetlere yansıyan akıl ile sorgulama, itiraz suretinde görünen akıl rehberliğine dikkat çekilmektedir. Mesela: “Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” (Bakara 2/260.) sorgulamasına Allah’ın “Yoksa inanmadın mı?” mukabelesine “Hayır! İnandım, fakat kalbim mutmain olsun” demesi, hem aklen işin nasıllığını hem de kalp aklı ile mutmain olmayı beklemektedir.

Yine Hz. İbrahim’in gök cisimlerine bakarak yaratıcının varlığı hakkında çıkarımda bulunması, aklî ikna yöntemlerinin bir örneğidir. Nitekim yaşadığı toplumun yerdeki putlarla gök cisimleri ve nihayetinde tanrı ile bağ kurmalarını, üstten gök cisimlerin yok oluşlarını/batmalarından hareketle aklı ikna edip neticede “batıp sönenleri sevmem.” hükmü ile de noktalamıştır.

Hz Ömer’in de Bedir esirleri konusunda genel kanaatin aksine aklın direnişi ve isyanına Allah tarafından şu ayette destek verilir: “Hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya (ve duruma hâkim oluncaya) kadar, (düşmanlarından) esirler alması (ve onları diyet karşılığı bırakması) yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size dünyada zafer ve izzeti ve asıl) ahiret (saadetini) istemektedir. Allah, Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir. (Enfal:67. ayet) zira bu hüküm, aklın direnişi ile haşmetli Ömer’den tezahür eden görüşlere mutabık idi.

Yedi yüzden fazla ayette akla hitap ve aklın kullanılması mevcut iken, Kur’an’ın bu anlatımlarında, imana ait varlıkların veya nesnelerin sorgulanmaksızın kabul edilmesi anlayışına karşınsorgulamanın mümkün olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ayetlere karşı bile aklın direnişi tefekkürîanlamda olupisyandan uzakmuhakeme etme, muhasebe yapma ve anlamak suretiyle oluncaistikametin bulunması da kaçınılmaz oluyor. O zaman hayat çıkmazların değilsıratu’l müstakim ile adeta bir otobana dönüşüveriyor.

DolayısıylaAllah’ın istikamet üzere olan aklın isyanını, direnişini müspet karşılarken dini veya ideolojik liderlere taassubane mutlak itaat sıratu’l müstakimi bozup ifrat ve tefrit vartalarına atmaktadır. Nitekim Bakara suresi 170. Ayette İnkârcılara: “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiği zaman: “Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” derler. Peki, ya ataları aklını kullanamayan ve doğru yolu bulamayan kimseler ise! Diye ikaz ederek hem kendileri akıllarını kullanması hem de olası akla muhalif bir eylemde olana itaat edilmemesi gerektiğinin usulünü göstermiş oluyor.

O halde insan; taassubu kırıp, tarafgirliği hak üzere tutmayı ve akıl ile muhakeme ve muvazene edip ancak aklın ikna olduğuna itaat etmelidir.

Aklın direnişi bazen isyan suretinde görünür. Eğer o isyan; beşeri insan makamına çıkarıyorsa -Hz. Adem babamızın isyanı gibi- Ahsen-i takvim suretinde kıymetlendiriyorsa ve onu oradan ala-yıilliyine taşıyorsa o isyan ahlaklı isyandır, hak isyandır. Mutlaka olmalı, gerekli isyandır. Zira bu aklın direnişidir. Aklın isyanıdır. Belki de aklın zaferidir. Bunun haricindeki tarafgirlik hastalığı ile başlayan isyan ve taassuplu bir yaşam insanı zulme götürür.

Sözümüzü şu soru ile bitirelim:

Akıllı adamda taassup veya tarafgirlik olur mu?

Tarafgirlik ve taassup çıkmazında olan insan akıllı mıdır?

Yusuf Eyyüp KAYA

2025 Ocak 32. Sayı Kapak Dosyası Ortak Zemin Ortak Zemin 32 Yusuf Eyyüp KAYA
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Ortak Zemin
  • Website

İlişkili İçerikler

İslamî ve İnsanî Şahsiyetin İnşası

20 Nisan 2025

Dinî Bilgi Ne Zaman Ahlaka Dönüşür?

19 Nisan 2025

Nur Eğitim Modelinde İdeal Eğitim

18 Nisan 2025

Peygamberimizin (s.a.v.) Mirası Suffa ve Bize Öğrettikleri

17 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.