Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Düşünce Deneme Yorum»KENDİMİZ OLABİLMEK
Düşünce Deneme Yorum

KENDİMİZ OLABİLMEK

Mahmut GÜNDEŞ» Mahmut GÜNDEŞ28 Mart 2007Gûncelleme:29 Temmuz 2024Yorum yapılmamış4 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Bir toplumun tanıtılmasında o toplumun kendini ifade ederken kullandığı tanımı kullanırız, fakat o toplum kendini tanıtamıyor veya daha da vahimi kendini tanımıyorsa? Bu kez de kendi kriterlerimize ve kendi müşahedelerimize dayanarak tanıtmaya başlarız. Bundan böyle de mevzu olan topluluk tanınan değil, tanıtılan bir toplum oluverir. Alem-i islamın hal-i hazırdaki durumunun “tanıtılan” bir toplum olduğu kanaatindeyim. Bunun sebebi sadece kendimizi tanıtamadığımız değil, malesef kendimizi tanımadığımız gerçeği de sözkonusu. Bir insanı kendisi kılan nasıl ki şahsiyet haline getirilen kriterler ve bu kriterlere uygun ameller ise, bir toplum da bundan fazlaca farklı değildir. Zira toplum da fertlerin ortak şahsiyetidir denilebilir.

Bir sistemi değerlendirirken adil ve objektif olunabilmesi için öncelikle o sistemin kurucusu değerlendirilmelidir. Teori, pratize edilmesi mümkün ise, bunun sistemin kurucusu tarafından ortaya konulup konulmadığına bakılır. Sonrasında da sistem topluma yayılmış ve genelleştirilmişse, neticesindeki toplumsal terakkiye bakılır. Buraya kadar herşey mukabiline denk düşüyorsa sistemin kendisinde sorun yoktur denir. Fakat sistemin teorisinden bağımsız olmasına rağmen o sistemin adını kullanarak yapılan amellerden sistemin kendisi ve kurucusu sorumlu
değildir, zira sistemin dışına çıkılmıştır ve sorumluluk, yapanın şahsına atfedilir. Müslümanların durumunu değerlendirirken de batının bu pencereden bakması gerekir. Şuurlu ve düşünen gayr-i müslimlerin islamiyeti seçmesi bu şekildedir. İslamı araştırıp özünden hareketle değerlendirmekledir. İslamiyetin kendisini araştırıp,
kurucusunun vekil tayin ettiği Efendimiz’in (a.s) hayatının tahkik ve tedkikinden sonra İslam Dininin hakiki bir teslimiyetle nasıl da büyük bir saadet getirdiğine şahit olunup, Allah ın vahidiyetine ve islam dininin hak olduğuna iman etmişlerdir. Diğer kavimlerin, özellikle alimlerinin, ehl-i iman safına idhalleri bu sırdandır. Bir müslüman İslamiyetin emirlerini yerine getirebildiği ölçüde İslamı temsil eder, burdan hareketle de her müslümanın her sıfatının müslüman olamayabileceği gerçeğine ulaşırız. Mesela doğru söylemek fıtrat dini olan İslamiyetin bir öğretisi yani müslümanın sıfatı iken, müslüman birisi kafir sıfatı olan yalancılıkta bulunabilir. Bir kafirin de bütün sıfatları kafir olmak zorunda değildir, bir kafir de islamiyet sıfatı olan sıdkı yaşayıp kafir sıfatı olan kizbden uzak durabilir. İslamiyet ise müslümanın “kafir” sıfatlarına göre değerlendirilmemelidir, böyle bir değerlendirme sadece
şahsın kendisinin değerlendirmesi olacaktır. Batının bizi ele alış tarzının kırılma noktası da budur sanırım. Kendimizi tanıtamadığımız için, islamiyeti hakkıyla yaşayıp lisan-i halimizle anlatamadığımız için, “işte biz buyuz” diyemediğimiz için ve onların da tahkiki bir araştırmaya girişmemelerinden ötürü bizleri, hakkımızdaki cehaletleri ile, sadece gözlerine çarpan ve kendilerine yansıtılan müslümanların davranışları ile tanımladılar ve gerçek islamiyeti bilmemelerine rağmen bildiklerini sanıp düşman oldular “Elhamdulillah müslümanız” demek dışında batılı birinden ve belkide bir ateistten yaşantısal olarak hiçbir farkı olmayanlar gözlerine çarptıkça.. müslüman
oldugunu söyleyip de insaniyetin gereği olan hak hukuk gözetme konusunu ihmal eden ve sıdkı hayatından çıkaranları gördükçe.. müslümanım diyen birilerinin yine müslüman olduğu için başını örtmesi gerektiğini söyleyen bir hanımın, başörtüsünü indirme adına elinden geleni ardına koymadıklarını izledikçe.. çalışmaya karşı o derece iltifat eden bir dinin tebaası olduğunu ilan edip, başkalarından çalıp çırpmak ve haksız kazançla nasıl da zenginleştiklerini duydukça.. faizin her türünün ve vesile olan her kişinin lanetlendiği bir dinin fertlerinde faizden nasibini almayan veya faiz yemese bile dumanından çekmeyenin kalmadığı bir zamana şahit oldukça.. ve binlerce ortak değere rağmen hala basit menfaatler uğruna, katl bu denli kötülenirken, hiç çekinmeden birbirilerini öldürmeye teşebbüs ettiklerini gördükçe bizi yanlış tanıyacaklardır.. buna karşı da hiçbir savunmayı kaale almayacaklardır. Bu tablo karşısından başka bir sonuç da beklenemez. İnancım şu ki, Allah’a, Rasulüne ve islamiyete en büyük vefa borcunu Allah’ı, Rasulünü ve İslamiyeti doğru şekilde tanıyarak ve doğru bildiklerimize riayet ederek ödeyebiliriz. Dini savunmanın slogan atmak ve meydanlarda toplanmak veya bir yerleri yakıp yıkarak
insanları öldürmek olduğuna sanırım hiçbir vicdan inanmaz. Ve çözüm de asla bu şekilde olamaz. Yürekler fethedilmedikçe gerisi önem arzetmez. “Bu yüzde yalan olmaz!” dedirtemedikçe, o yüzle Allah’ın karşısına çıkmaktan korkmak gerekir. O halde çözüm daha da netleşiyor, insanlara yaşanılır bir dünya saadetiyle beraber, onları ahiretteki saadete ulaştırmanın yolu; kim olduğumuzu doğru kaynaklardan, doğru bir şekilde öğrenmek ve onun en doğru bir mümessili olmaktır. Ashab-ı güzinin muvaffakiyet sırrı da bu olsa gerektir. Böyle oldukça
biz kendimizi tanıtmış olup başkalarının kendilerince “bir tanımı” olarak kalmayacağız. Eğer biz doğru İslamiyeti ve İslamiyete layık doğruluğu lisan-ı halimizle gösterebilirsek, fıtraten hakkı arayan insan, İslamiyetin güzelliğini ve hakkaniyetini takdir edecektir. Neticesinde de, her müslümanın en hayati meselesi olan tebliğin meyveleri alınacak ve grup grup islamiyete dehaletler görülecektir. Dünyanın dört bir yanında fıtratı sönmemiş ve hala vicdandan az da olsa bir eser taşıyanlar, insaniyet-i kübra olan islamiyeti gerçek manada idrak edip husumetlerine aklın ve kalbin sesi ile son verecek ve birbirilerini anlayacaklardır. Anlayış da elbette affı netice verecek ve muzaffer olan uhuvvet olacaktır. Ve dilerim öyle olur..

Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Mahmut GÜNDEŞ

İlişkili İçerikler

HZ. İBRAHİM VE HZ. İSMAİL’İN TESLİMİYETİ (KURBAN ÖRNEĞİNDE)

26 Mart 2026

Serlevha 33

24 Nisan 2025

Sürgün, Esaret, Şehadet: İsmail Heniyye

23 Nisan 2025

Türkiye’de Suriyeli Mülteci Olmak

22 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.