Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Toplum Aile»Cennet Gülistanının Bahçıvanı
Toplum Aile

Cennet Gülistanının Bahçıvanı

Ortak Zemin» Ortak Zemin17 Ocak 2025Gûncelleme:13 Mart 2025Yorum yapılmamış6 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Gerek Kur’anın bilgisiyle ve gerek bu günkü modern tıp verileriyle de sabittir ki bir çocuk için anne sütünden daha önemli bir gıda yoktur ve muadili de bulunmuyor. Annenin de muadili yok. Anne hem en iyi gıdanın sahibi, hem de en iyi tarzın sahibidir. Mama verirken, ısıtırken, bezlerken çocuğu, okşarken severken vs. ne baba, ne dede, dayı ve ne de hemşire hiçbiri bunun yerine geçemez. Çünkü Allah yaratırken şefkati annenin fıtratına yerleştirmiş. Anne gibi gözleriyle sevgi aktarmak da kimsenin harcı değildir. Annenin sessizliği, babanın, dayının, dedenin, ses verip yalvarmasından daha etkileyicidir. Çocuk annenin, susuşunda onun sesini de, bakışını da anlar. Büluğas kadar kesinlikle böyledir, ölünceye kadar da çoğunlukla. Anne bebek ilişkisi başka insanlarla olan ilişkiye benzemez. 50’sinde de olsa annesinin gözünde o hep çocuktur. Bebek muamelesi yapması, korumaya kollamaya çalışması da bu gerçeğin ifadesi.

Anne, çocuk için biyolojik yaşamın nasıl ki mühim bir kaynağı ise, aynı anne onun manevi hayatının da temel kaynağıdır. Zira anne sütünün ve annenin muadili yoksa çocuğa Allah’ı peygamberi, dünyayı ve ahireti anlatmada, manevi hayatının imarında da annenin muadili yoktur. Anneliği sadece bebeğe en iyi sütü veren bir makina veya süt firması gibi gördüğümüz gün, nesli kaybettiğimiz gün olur. Çocukları sadece İmam Hatip veya Kuran Kursuna gönderip öğretmene; ”Eti senin- kemiği benim” demekle anneliğin ve babalığın yerinin doldurulacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır. En iyi sütü emziren, gözüyle bile bakarken çocuğu susturacak kadar şefkat damlayan ana gibi öğretmen asla bulamayız. Bilgi veren, ciltlerle dolusu kitap okutan buluruz. Allah deyince tüyleri diken diken olacak yüreği veren kişiyi (anneyi) bulamayız. Bunun için annenin diplomalı olup olmaması önemli değil. Namazlı niyazlı olması önemli. Yeter ki Allah korkusu olsun, helali- haramı- heyecanı çocuğa duygularıyla aktarmayı bilsin. Nitekim süt emzirirken hiç bir kursa gitmeyen ve otomatikman adeta gıda mühendisi olan anne aynı zamanda ilk muallime olma kabiliyetindedir. Zira mürebbiye sıfatıyla çocuğu terbiye eden, evi düzene koyan annedir. Bundan değil midir ki ona; “Rabbetu’l beyt” denilmiştir. Allah sevgisini hiç kimse ana gibi çocuğun yüreğine aşılayamaz. İbn Sinâ’yı Aristo’yu hatta daha fazlasını herkes öğretebilir. İlahiyat fakültelerimizde Felsefe dersi bu işlevi fazlasıyla görür. Ama ninnisinde Allah diyerek çocuğu uyutma hissini- mutluluğunu ancak anne verebilir. Dolaylısıyla hem çocuğa ilk sütü verdiği için, hem de Allah’ı ilk o öğrettiği için adeta maddi ve manevi dünyasının imarıyla çift ana olarak yaşar ve bunun mükâfatı olarak ayağının altına cennet gelir. Böylesi şerefli ve eşi bulunmaz durumla beraber çocuğa ilk imanı aşılayan bu anne, ilahi kameraya “cennet gülistanının bahçıvanı” olarak kaydedilmez mi? Ve bu gülistanın bahçıvanı, Kuran’ın Fatiha’sını ona miftah, zikirlerini ona ninni yaparak; ”Ya Cemil Ya Allah” diyerek uyutacak. Bütün anneler bu düzeyde aslında, yeter ki kabiliyetini kullansın. Bu durum çok zor mu? Değil aslında. Zira besmeleyi, Fatiha’yı çocuğa öğretmek günde beş defa altını değiştirmekten zor değil. Bundan usanmayan anne aynı şekilde binlerce defa besmeleyi çekmekten ve (yavrusunun dili dönmesi bile) bilinç dünyasına yerleşmesi için tekrarından usanmaz. Ama bu durumda anneden başka herkes usanabilir çocuktan. Kısa bir yakın tarihe gidelim ne dersiniz? İmanla nesli birbirinden ayırmak için sadece medreselerin değil, maneviyat pınarların tek tek yok edildiği, camilerin ahırlara dönüştüğü bir zamanda, bir şeyi unutmuşlardı; camileri kapatmışlardı ama anaların ağzını kapatamamışlardı. Arapça bilmeyen, medrese görmeyen analar, ezanın, Kuran’ın yasak olduğu, o zor dönemlerde imanlı nesil yetiştirdiler. Hayat koşulları da en az yasaklar kadar analar ek yük yüklemişti. Zira o dönemde babalar 4-5 sene askerlik veya gurbet vs. derken çocukları anaya bırakmışlardı. Medreselerin, camilerin yokluğunu, boşluğunu analar doldurmadı mı? İşte bu çift analık sürdürüldüğü müddetçe İslam payidar olacaktır, hem de kıyamete kadar. Bu ümmetin ilk muallimeleri, tıpkı Hira’dan geldiğinde ”çok korkuyorum, ürküyorum” diyen Resul-ı Ekreme ilk iman eden ve ilk cesareti verenin bir ana (anamız) olduğu gibi. Bu ümmetin üstatları olan âlimlerimize de ilk iman aşısını yapan, ilk Kuran kelimelerini, iman hakikatlarını öğreten muallimeler de anneler değil midir? Dini hayatımızın birer kandilleri olan İmam Ebu Hanife’yi, İmam Şafii’yi üstat Bediüzzaman’ı, ve diğer ulamayı anneleri yetiştirdi. Nitekim Ustad Bediüzzaman bu hakikatı şöyle ifade ediyor:

Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda katî ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:

Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinât ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esâsiye müşahede ediyorum. (24.Lema, 1.Nükte)

Toplumsal bir yanılgının içindeyiz. Bir anne çocuğun iç çamaşırını bile ütüleyecek kadar her türlü ihtiyacını giderirken manevi eğitimini ise ilerde İmam Hatip’e göndererek halledeceğini düşündüğü sürece ne imam hatipler ne de her sokağın başına diktiğimiz camilerimiz Müslüman bir nesli bize getiremeye yetmeyecektir. Annelerin ayaklarının altına kadar gelmiş bir Cennet sizce niçin veriliyor. Sadece bir süt için mi? Ümmet analara emanet.

Ümmetin nurlu Medine’sinin ilk muallimi nasıl ki Mus’ab b. Umeyr olduysa, gelecekte nurlu nesillerimizin de ilk Mus’ab’ı analar olacaktır. Anne sadece süt verirken ilk olması yetmez. Manevi gıdalarında da ilk olmalı. İman hakikatlarını aşılayan besmeleyle buluşturmalı, cennet sevgisini, iman hakikatlarını ilk o aşılamalı. 3 yaşındaki çocuğa söylenecek söz var, 8 yaşındakine söylenecek söz var. Ama unutmayalım 10 yaşından itibaren çocuk evden sokağa, ya da internetin dünyasına daldıktan sonra ne ananın söyleyeceği kalır, ne kurs hocasının ve ne de cami imamının… ondan sonrası ya nasip. Medine’nin namazsız, maneviyatız cehresini nurlu Medine’ye çeviren ve onu Hz. Peygambere hazırlayan Mus’ab gibi sen de ey anne, nesli atinin neferi olacak olan evladının gönül dünyasının nurlu muallimi ol. Vaktini, hayatını; çocuklarını sadece Allah’ın huzurunda boyun eğdirecek bir karakter eğitimi vermeye adamalı, nurlu bir nesil yetiştirmeyi kendisine ahdetmelidir. Akıllı ana budur. Çift ana olmalıyım, hem doğurduğum için hem de senin rızana uygun kul olmayı sağlayacak ilk eğitimi veren öğretmen olayım diye niyet etmelidir. Uzun yıllar uğraştığın halde olmadı mı artık senin derdin değil o, sen sevabı alırsın 950 sene uğraşıp duran Nuh(as) misali. Çocuğu uhrevi eğitimi sağladıktan sonra, ilerde hangi fakülteye giderse gitsin ister mühendis, ister doktor, ister hoca olsun. Bundan sonra ahirete yatırım yapmış, hayır defteri kapanmayan bir mümin olarak yaşarsın.

Anne usanmaz, anne bıkmaz, anne vazgeçmez, öğretmekten, kan ve irin içinde bembeyaz ılık sütü içeren anne, bin bir kötülüklerin olduğu bu şehirlerde Allaha imanı, çocuğun kulağına- zihnine işler. Bu incelik, merhamet, şefkat sende varken ey anne biiznillahi çocuğa sen mümin olmanın yolunu öğret, Rabbimiz de hidayetiyle onu mümin, muvahhit bir evlat nimetini senin o çabalarına bir mükâfat olarak verecektir, bundan emin ol…. vesselam….

Aynur YILMAZ

2025 Ocak 32. Sayı Aynur YILMAZ Ortak Zemin Ortak Zemin 32 Toplum Aile
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Ortak Zemin
  • Website

İlişkili İçerikler

AİLE İLE MUTLULUK

1 Eylül 2025

AHIRZAMANDA GENÇLIK

1 Eylül 2025

EVLİLİĞİN HİKMETİ AİLE OLMA ŞUURU

1 Eylül 2025

Editörden 32

17 Ocak 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.