Gençlik; çocukluk ve erişkinlik arasında yer alan gelişme ve bağımsız yaşamaya hazırlanma dönemi olmakla birlikte bedensel, toplumsal ve ruhsal olgunlaşma dönemi olarak tanımlanmıştır. Bununla beraber gençlik, istek ve arzuların zirvede yaşandığı, akıldan ziyade daha çok hislerle hareket edilen hararetli bir dönemdir.
Bediüzzaman Hazretleri ise gençlik dönemini şu şekilde tasvir etmiştir; ”Hem hevesat-ı nefsâniyenin (nefsin kötü istek ve arzularının)heyecanlı zamanı ve hararet-i gariziyenin(duyguların kuvvetli olduğu hal) galeyanlı hengamı ve ihtirasat-ı dünyeviyenin feveranlı vakti olan gençlik ve şebabiyet……”1 Evet gençlerin bu dönemde almış oldukları kararlar ileriki dönemde hayatlarını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecektir. İçerisinde bulunmuş olduğumuz bu âhirzamanda maalesef ki gençleri olumsuz yönde etkileyecek, onları tehlikeye götürecek birçok etken de artmış durumda. Bunlar; popüler kültür, sanal dünya, sosyal medya, kapitalizmin getirmiş olduğu tüketim çılgınlığı, seküler hayatın dayatmış olduğu lüks yaşama çabası, batıya özenti fenomenlerin gösterişli yaşam tarzları ve daha fazlası… Biz ebeveynleri olarak gençlerimiz beğenmediğimiz bir davranış sergilediğinde
Bizim zamanımızda böyle miydi? Biz hiç böyle değildik. Şimdikileri hiç anlamıyoruz deyip onları o zamanki zamanla kıyaslamaya girip etiketliyoruz. Unutmamalıyız ki bizim dönemimizde bizleri olumsuz yönde etkileyebilecek aldatıcı cazibedar hevesatlar bu kadar değildi. Muhafazakâr ebeveynlerin zorlandığı noktalardan en
önemlisi de çocuklarının ibadet noktasında gereken hassasiyeti göstermemeleri. Üstad Bediüzzaman; Eğitimin anne karnında başladığını savunan eğitimcileri şu şekilde tasdiklemektedir. ”Risale-i Nur’un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta, mâsum çocuklardır. Çünkü bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdetâ gayr-ı müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur. Âhirette de onlara şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: “Neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?” 2 Üstad eğitime erken yaşlarda başlanmanın ne kadar önemli olduğunun vurgusunu yapıyor. Bunu bir hadis-i şerifle de destekleyecek
olursak. Peygamber Efendimiz; “Çocuğa yedi yaşındayken namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına bastığı hâlde kılmazsa, cezalandırınız.”3 buyuruyor. İbadet noktasında gençlerden bu gibi taleplerde bulunurken maalesef geç kalmış olabiliyoruz. Çocuğa islami terbiye verilirken yapması gereken şeyleri ne için, kim için yaptığı ve nasıl yapılması gerektiği hakkında dozunda bilgilendirmek, ikna yoluna gitmek ve içselleştirmesini sağlamak gerekir. Elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra tevekkül ve dua ile Allah’a sığınmalı. “Kuşkusuz sen istediğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah dilediğini hidayete erdirir ve hidayete erecek olanları en iyi o bilir.”4 ayet-i kerimesini hatırımızdan çıkarmamalıyız. Bir arayış içerisinde olan ve yön bulmak isteyen gençlere bizler birer pusula olmalı,
değer vermeli, ilgilenmeli ve onları anlamaya çalışmalı, akıllarına ve yüreklerine hitap edebilmeliyiz.” Helal daire
keyfe kâfidir.”5 muktezasınca meşru dairede enerjilerini boşaltabilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri ve akranlarıyla sosyalleşebilecekleri bir zemin hazırlanmalı. Bu zemin hazırlandığında gençler olumsuz arkadaş çevresinden de kolay kolay etkilenmemiş olacaktır. Küçüklükte de olduğu gibi sevgi, şefkat ve merhametle sarıp sarmalamalı. Hadis-i şerifte de ifade edildiği gibi “Kolaylaştırınız! Zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz! (Isındırınız!)
Nefret ettirmeyiniz!”6 düsturunu yerine getirmeli ve İslam’ın güzellikleri fasih bir dil ile anlatılıp sevdirilmeli.
Milletlerin terakki edebilmesi için; genç, dinamik, üretken, inançlı, sorumluluk sahibi, kararlı, ahlaklı nesillere ihtiyaç vardır. Nitekim Muhammed ikbal bununla ilgili insanlığa şu şekilde seslenmiştir. “Ey basiretli insan! Bir milletin sermayesi para, gümüş, kumaş ve altın değildir. Onun asıl sermayesi, imanlı, sıhhatli, dinç ve kudretli dimağlara sahip, çok çalışkan, cevval ve çevik evlatlarıdır.” Bir milletin geleceğini önceden görebilmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Gençlerin enerjilerini nelere harcadıklarını bakarsak geleceğe ayna tutmuş olacağız. Alemlere rahmet olarak gönderilen şefkat sahibi Resulü Ekrem bizlere üsve-i hasene olarak gençlerle olan iletişimi ile birçok noktada yol gösteriyor. Malumdur ki, ilk müslüman olanların çoğunluğu çocukları ve gençleri kapsıyordu. Muhabbet menbaı’nın etrafında adeta pervane olmuşlardı genç ashab-ı kiram. Efendimiz Mescidi- Nebevi’nin yanında kurmuş olduğu ashabı suffa da gençlerle birebir ilgileniyor, onların sorunlarına çözümler üretiyor, onları dini ilmi, askeri, idari, siyasi, sosyal alanlara eğitiyodu. Onların islâmiyeti kabul etmesi, peygamberimizin güzel ahlakının en güzel örnek oluşunun, güvenilirliğinin tezahürüydü tabiki de. Bir gün, bir genç peygamberimize geldi. “Ya Rasulullah bana zina konusunda izin ver, dedi.” Bunun üzerine peygamberimiz oradakilerin tepkisine rağmen ona kızmadı. Sukünet içinde “yaklaş” dedi, yanına oturttu. Ardından. Bunun kendi annesinin yapılmasından hoşlanıp hoşlanmadığımı sordu. Gençten hayır cevabını alınca da “Insanlar da bunu anneleri için istemezler. Peki sen kızın için bunu kabul eder misin? diye tekrar sordu. Yine hayır cevabını alınca elini gencin omzuna koyup. Ya rabbi!
Bu gencin günahlarını affet, kalbini pak et, namusunu muhafaza et”7 diye dua etti. Gerçekten de bu genç o günden sonra hiçbir olumsuz davranış içinde olmadı. Allah Rasulü ayrıca “Allah’ın en çok beğendiği genç gayr-i meşru şehvet peşinde koşmayan gençtir.”8 Sözüyle de başka gençleri bu tür davranışlara yöneltmekten
sakındırmıştır. Bir de Ebu Nahzure’nin dilinden dinleyelim güzeller güzelini“ Resullulah (asm) Huneyn savaşından dönüyordu. Bende hepsi Mekkeli olan bir grup gençle beraberdim. Gönlüm, gerçek anlamda islam’a ısınmamıştı. Bu esnada Rasullulah’ın müezzini ezan okumaya başladı. Biz de bir köşeye saklanıp müezzinin sesini tekrarlayıp alay etmeye başladık. Yaptıklarımızı peygamberimiz de duymuştu. Ezan bittikten sonra “Şunların içinde güzel sesli biri var.” diye gönderdiği adam bizi alıp onun huzuruna çıkardı. Karşısına vardığımızda “Güzel sesi olanınız hanginizdi?” diye sordu. Arkadaşlarım beni gösterdiler. Resulullah beni yanına çağırdı ve ezan okumamı istedi. Bu esnada Hazret-i Peygamberden ve ezandan hiç hoşlanmadığım halde çaresiz kalp onun önünde ezan okudum. Ve ezanı bitirdiğim zaman bana bir miktar para ikram etti. Daha sonrasında alnımı öpüp sırtımı sıvazladı. Bunun üzerine ben de “Ey Allah’ın elçisi! Mekke’de ezan okumama izin verir misin?” dedim. O da tereddütsüz bir şekilde izin verdiğini beyan etti. İşte o anda Rasulullah’a karşı duyduğum hoşnutsuzluktan bende en küçük bir iz kalmamış, gönlüm ona karşı sevgi ile dolmuştu. Mekke’ye geldim ve onun emriyle müezzinlik yapmaya başladım.9
Evet bizlerde Taif’te taşlanan Efendimize karşı siper olarak onu korumaya çalışan Zeyd bin Harise gibi, Bütün dünya malını elinin tersiyle itip islâmiyeti seçen Mus’ab bin Umeyr gibi, Usame bin Zeyd, Enes bin Malik, Hasan
bin Sabit gibi gençler yetiştirmek istiyorsak Peygamberimizin eğitim metodlarını takip edip Onun hayatını hayatımıza tatbik etmekle,hanelerimizi küçük birer medrese-i yusufiye’ye çevirip,ilim meclisleri haline getirmekle olacaktır. En son Bediüzzaman Hazretlerinin gençlere seslenişiyle bitirelim yazımızı “Sizdeki gençlik; kat‘iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiyye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf ederseniz, o gençlik manen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebeb olacak.”10
Bir Yorum Ekle