Bu hikâye çölde geçer.
Eski zamanların birinde, iki insan yolculuğa çıkmışlar. İsimleri ise Mütevazı ve Mağrur’muş. Yolları üzerinde, geçmeleri gereken bir çöl varmış. Çölde yolculuk yapmak zor; çöl sıcak, su bulmak sıkıntı, yönünü kaybettin mi eyvah eyvah… Ha, bir de yol kesen eşkıyalar… Bunlardan kurtulmak çok zormuş. Ama ne yapsınlar; var olan zorluklara rağmen, çölden geçmeleri gerekiyormuş.
Bu çölden rahat geçmenin sadece bir yolu varmış; o da güçlü bir kabile reisinin adını kullanmak ve böylece onun koruması altına girmek.
Adı Mütevazı olan akıllıymış. En güçlü, en büyük bir kabile reisinin koruması altına girmiş. Kötüler bu kabile reisinden korkar, iyiler onu çok severmiş. Yolculuk sırasında ne zaman yol kesiciler karşısına çıksa Mütevazı asla korkmazmış. O kabile reisinin ismini söylermiş. Bu yüzden yol kesen eşkıyalar ona bir şey yapamazlar ve uzaklaşıp giderlermiş.
Bir de bu çölde, bedevi denen ve kendi yaptıkları çadırlarda yaşayan insanlar varmış. Mütevazı bunlarla da karşılaşmış. O kabile reisinin adını söyleyince, bedeviler Mütevazı’yla çok ilgilenmişler, yedirip içirmişler, onu rahat ettirmişler.
Hep Mütevazı’dan bahsettik. Bakalım adı Mağrur olanın neler yaşadığına. Mağrur, Mütevazı kadar akıllı değilmiş. Kendine güvenmek güzel şey ama aşırısı zarar… Hem büyükler demezler mi, her şeyin aşırısı zarar, diye. İşte Mağrur kendisine aşırı derecede güvenmiş. Kabile reisi de kimmiş, ben kendi kendimi koruyabilirim, diye düşünmüş. Ama ne çare… Yol kesen eşkıyalar onu nereden tanısınlar. Mağrur tek başına onlarla, sıcakla, susuzlukla nasıl baş edebilsin. İşte, bu yüzden Mağrur çok büyük zorluklar çekmiş. Korkarak yolculuğuna devam etmiş. Çok belalar görmüş.
İşte size Mütevazı ve Mağrur’un hikâyesi…
Ehulacaib
