Kardeşlerimden okumalarını, okuduktan sonra tekrar okumalarını, tekrar okuduktan sonra tekrar tekrar usanmadan yorulmadan okumalarını diliyor ve istiyorum. Zira okumakla kapalı kapıların açılacağını,görünmeyen ufukların görüneceğini, doğmayan güneşin doğacağını ve kendilerinde keşfetmedikleri evsaf ve elmasları keşfedeceklerine inanıyorum. Şafağın bekçiliğini yapan bir çağın başında olduklarını bilecek ve çevresindeki herkese haykıra haykıra onu müjde edecektir.
O müjde ki nev-i beşerin selamet müjdesidir. Feryatlar içerisinde ağlayan anaların gözyaşlarının dinmesidir. Ayakları üzerinde daha yürümeden bu fani dünyadan göç eden bebelerin dönüşüdür. Kim bilir belki de gencecik yaşında hayattan yorulmuş, usanmış ve bir sevdalısı, bir gözünün nuru hatta cananının beklentisi yolunda olana bir kavuşma müjdesidir. Gözü yolda kalmışların sevdasıdır. Çünkü o hepimizin beklediği hakikatlerin ve asırlar evvelden müjdelenmiş tüm dünyanın özlemle beklediği Asr-ı Saadet hürriyetidir.
İnsan hür oldukça insan-ı kâmil olur. Ruh-u hürriyet adalet, hukuk ve insaniyet bağlamındadır. İnsan ekmeksiz yaşar fakat hürriyetsiz yaşayamaz. Aynı zamanda hürriyetin şe’ni o dur ki ne nefsine ne gayrıya zararı dokunmasın. Toplumdaki her ferd hür olursa umumi bir hürriyet olur. Hürriyetin sınırları kanunlarla belirlenmeli ve şahısların keyfine bırakılmamalı…
İman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. Asr-ı Saadet buna şahittir. Meşveret, şûra ve istişare ile şahıslar istibdattan kurtulur. Kendi düşüncelerini dikte ettirmek başkasının hürriyetine zincir vurmaktır. Hürriyet biri için değil hepimiz içindir. Zira insan hürriyetinin sınırı başkasının hürriyet sınırlarının başladığı yerde biter. Başkasının sana yapmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmak kişi hürriyetini ihlaldir. Mutlak hürriyet bir nevi vahşeti mutlakadır. İnsanlık bu hürriyeti reddeder. Kişinin kendi nefsine esir olması sefahat ve rezaletteki hürriyet ise bir nevi hayvanlık belki de şeytanın istibdadıdır.
Biz İnsaniyet-i Kübra için okumalı ve okumanın anlamını kazanmak için ilk emri ‘Oku’ olan hitabı ezeliye kulak vermeliyiz. Okumak demek yaratılışın merkezinde insanı okumak demektir. Tabiatı okumak demektir. İçtimai hayatı okumak, kitab-ı kebiri kâinatı okumaktır. Velhasıl-ı kelam insanlık için maddi ve manevi rahatımız için kısacası saadeti dareyn için okumalı ve okumayı elden bırakmamalıyız. Vesselam
Ramazan Avcıoğlu