Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Kapak Dosyası»Ah Kerbela! Vah Gazze! Yuh Bize!
Kapak Dosyası

Ah Kerbela! Vah Gazze! Yuh Bize!

Doç. Dr. Cuma Karan» Doç. Dr. Cuma Karan17 Ocak 2025Gûncelleme:13 Mart 2025Yorum yapılmamış6 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

İslam tarihinin bazı acı veren kör noktaları vardır. Her İslam tarihçisinin görmek, okumak istemediği veya okuduğunda zorlandığı bu zaman şeridini gözyaşlarıyla izlediği anların başında şüphesiz ki Kerbela gelir.  Okurken sadece göze yaşlar gelmiyor şüphesiz; aklına gelen sorularla adeta yıkılıverir tarihçi. Zira bir yandan din, iman ve ihtiras adına devletin bütün gücünün arkasına almış bir İslam ordusu! Diğer taraftan ise toplam 70 kişi zor bulan birkaç aileden oluşan ve aralarında 6 aylık bebeklerin olduğu sözde isyancı, devleti yıkmaya gelen bir baği grup.  Koskoca İslam devletinin halifesine karşı çıkan bu grubun üyelerine bakarsanız bir de kimleri görürsünüz? Halife Yezide göre isyancı grubun başı Hüseyin!  Asi Hüseyin! Devletin birliğine kast eden,  halifeye karşı gelen Hüseyin! Dolayısıyla katli vacip olan Hüseyin! Sahi, kimdir bu Hüseyin? Hz.Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin biricik torunu, Cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin, Cuma günü mescide girdiğinde Peygamberin hutbeyi yarıda bırakıp kucağına aldığı Hüseyin, secdede iken sırtında taşıdığı Hüseyin!

Her Muharrem  geldiğinde iliklerimize kadar hissettiğimiz bu Kerbela acısına bu sene bir yenisi daha eklendi.  Gazze… Gerçi sürekli kanayan bir yara idi. Ama son bir yıldır asrın Kerbelası oluverdi Gazze. Tıpkı Ehl-i Beyt’in hep acılarla geçen hayatları ve Kerbela ile müşahhaslaşan dramı gibi. Bu dramı; Şiiler zincirlerle sırtlarına vurarak onu kültürleştirirken, bir kısım Sünniler de aşure tatlısıyla ona bir başka açıdan katkı sağlayıp kültürümüzün ayrılmaz bir parçası haline getirdiler. Asrımızın Kerbela’sı olan Gazze’yi acaba nasıl bir kültüre kurban edeceğiz?

Kerbelayı, muharremde yaşardık. Bu sene Kerbelamız erken başladı. Hem de hala bitmedi, altı ayı geçti; Gazze  toprağında her gün ortalama yüzlerce Hüseyin, bir o kadar masum Zeynepler ve  anne karnında bebekler hunharca dünyanın en gelişmiş silahlarıyla bütün insanlığın gözü önünde canlı yayında bombalanıyor. Sığınacak bir yer kalmadığı gibi, ölülerini defnedecek bir yer bile çok görülüyor, hatta defnedilmiş masum bedenler boldezerlerle çıkarılıp insanlığın gözü önüne asrın Yezid ruhluları tarafından çıkarılıyor. Defin edilip hürmet edilmesi gereken masum bedenler, köpeklerin ağızlarında hem de bütün dünyanın gözü önünde

“Ümmetin suskunluğunu Allah’a şikâyet ediyorum” diyen Filistin direnişin unutulmaz ismi Ahmet Yasin, “Dirensek de öldürüyorlar, direnmesek de öldürüyorlar. Biz direnmeyi seçtik.” Tıpkı Hüseyin gibi, geri dönmeye izin yok, “ya boyun eğme, ya da ö”lüm. ” diyordu.

Ah Gazze, Vah Gazze! Boyun eğmedin Yezid’e, terk etmedin toprağını, gerçi sığınacak yerin ve gidecek yolun da kalmadı,  tıpkı Hüseyin gibi. Bugün Gazze, ölümü göze almış, ölüyor çaresizce. Ama duruyor, direniyor izzetiyle, hem de bütün insanlığın gözü önünde. O ölmeye devam ediyor biz seyretmeye; onlar gidişi cennet olan bir onurlu direnişle yol alırken biz ise arkasında korkak bir şekilde suskun kaldık, kaybettik;  yuh olsun bizlere. Yaşasın bu direnişe duyarlı olanlara, buna sessiz kalmayıp “Tükürün zalimlerin hayasız yüzlerine” deyip her platformda bunu  dile getirenlere. Yuhh olsun bir şey yapıyor gibi görünüp de hiçbir şey yapmayanlara!

Gazze; dünya ve Müslümanların tarihinde bir turnusol işlevini gördü. Dünyada birçok kavram, birçok söylem bu süreçte test edildi; ve içi boş çıktı. Bütün dünya, bunu gördü. Din ile toplumlarını uyutan, dini afyona dönüştüren Müslüman idarecilerin de, kutsal ve kırmızı dedikleri çizgilerinin de foyasını ortaya çıkardı. Kutsal dedikleri meğer menfaatleri, mezhepleri, ırkları, şirketleri, zevk ve keyifleri,  kaybetmek istemediği münafık dostları ve zulümle yürüyen iktidarlarıymış.  Gazze; Müslüman liderlerin bırakın insanlık ailesinin bir üyesi olmayı Müslümanlar olarak bir ümmet birliği bile göstermekten acizliklerini ve münafık yüzlerini çıkardı ortaya. Tıpkı şahsi ve siyasi ikbal ve menfaatleri uğruna her türlü kutsalı yok sayan hatta Hz. Peygamber’in torununu bile katletmekten çekinmeyen Yezid ve başında bulunduğu iktidarı gibi.

“O günleri, biz insanlar arasında döndürüp duruyoruz” (Ali-İmran, 3/140) ifadesiyle tarih; bugün nasıl ki Kerbela faillerini,  Yezid’i lanetliyor, sessiz kalanları da kınıyorsa gün gelecek Gazze için de aynı şey olacak; bugünlerde yetki sahibi olanların torunları yıllar sonra onları lanetle kınayacak.

ABD’nin İsrail’e silah göndermesine tepki olarak istifa eden Dışişleri Bakanlığında çalışan Annelle Sheline’nin, “Küçük bir kızım var. İleride bir gün bu konuyu öğrenirse ve Dışişleri’nde çalıştığım için bana bunu sorarsa ona elimden geleni yaptığımı söyleyebilmek istiyorum” şeklindeki onurlu duruşu da tarih unutmayacak.  Tıpkı ABD Hava Kuvvetlerinde aktif görevde olan ve 24 Şubat’ta İsrail’in Washington Büyükelçiliği önünde “Artık soykırım suçuna iştirak etmeyeceğim deyip kendini yakan 25 yaşındaki Aaron Bushnell gibi onurlu duruşlu insanları da unutmayacağı gibi.  Velayet Aytan’ın şu dörtlüğündeki gibi;

“Ola ki, Yezit’in dostuysan eğer,

Suyolunu sen de, kestiysen eğer,

Hüseyin ölürken, sustuysan eğer,

Yüzbin lanet olsun, sana Kerbelâ.” İfadesiyle;

“Yüz bin defa lanaet olsun size; Ey Müslüman toplumun sözde liderleri!, Ey bunca katliamı hala kendilerine milli ve kırmızı çizgi saymayan yetkililer; Ey idarecilerini bu konu da zorlamayan ama takvadan da kimseye söz bırakmayan sözde Müslümanlar! Ey Gazze edebiyatıyla saltanatlarını, iktidarlarını sürdürenler! Ey açlıktan ölen Gazzeli, Yemenli çocuğun ölümüne sessiz kalan karnı tok sofradan sofraya koşan Müslümanlar! Aşık Maksud Feryadi’nin dediği gibi:

Sinemdedir benim derdim dağlarım

Ben yaramı gizli sarar bağlarım

Ben gündüzler güler, gece ağlarım

Benim neler çektiğimi kim bilir?

Ben kimine yazım, kimine kışım

Arife doluyum, cahile boşum

Ben kolsuz kanatsız bedensiz başım

Benim neler çektiğimi kim bilir?

Kerbela’ya gelen Hz. Hüseyin’e; “Babana bunca hıyanet eden Kufelilerin neyine güvendin de geldin?” sorusuna bir tarihçi olarak cevap alamadan asrın Kerbela’sı olan Gazze’de öldürülen Hüseyinlerle, katliamlarla uyandık. Ağıtta yakamaz olduk. Dilimiz tutuldu, nefesimiz kesildi, şuurumuz kayboldu, kıblemiz şaştı, dünyamız yıkıldı, umut bağladığımız dağlara kar, güvendiğimiz liderlerimize korkaklık sardı, Bizde takat kalmadı, umudumuz Allah’a, sebepler dünyasında da  “çoğu zaman dünyamızdan uzak ama vicdanlarıyla, bu konuda duruşlarıyla bizleri şaşırtan insanların, grupların; protestolarına, bitmeyen, dinmeyen cesaretlerine, insanlık vicdanını harekete geçirip sürdürecek kıvılcımlara kaldı.

“Zalim Allah’ın kılıcıdır, onunla başka bir zalimi vurur ve sonra da onu kırar” diyen Hz. Peygamber’in ifadesiyle elbet bir gün devran tersine döner. Tıpkı Muhtar es-Sakafi gibi birinin gelip Kerbela’nın hesabını görmesi ve katilleri tek tek bulup öldürmesi gibi…

Gazze için de ya Muhtar es-Sakafi gibi insanların ya da Ümmetin umudu olan bir Ömer, bir Selahaddin gelir, hesabı görür zalimden.

“Birgün olur elbette doğar şems-i hakikat
Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i âlem”

“Gazze’nin ve özellikle de Müslümanların özgürlüğünü özledim” diyen İhsan Süreyya Sırma’nın duygularımıza tercüman olan şu mısralarıyla bitirelim:

Herkes bir Kâbil olmuş, zulmün bataklığında.
Hak uğruna can veren, Hâbil’ler’i özledim.

Zulüm dünyayı sardı, her tarafta bir Câlût ;
Câlût’lara son veren, Dâvûd’ları özledim.

Yönümüzü şaşırdık, ele yalvarır olduk.
Süleyman’a yol veren, Hüdhüd’leri özledim.

“Hilâfet” kaldırıldı, “Saltanat” oturtuldu.
Saltanata “yok!” diyen, Hüseyin’i özledim.

Kudüs kurtulmuş idi, Haçlıların zulmünden.
Siyonist durduracak, Selahattin özledim.

Nâmert bir savaş sardı Müslümanın yurdunu.
Uçağa sapan atan, çocukları özledim.

Doç. Dr. Cuma KARAN

2025 Ocak 32. Sayı Gazze Kapak Dosyası Ortak Zemin Ortak Zemin 32
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Doç. Dr. Cuma Karan

İlişkili İçerikler

İslamî ve İnsanî Şahsiyetin İnşası

20 Nisan 2025

Dinî Bilgi Ne Zaman Ahlaka Dönüşür?

19 Nisan 2025

Nur Eğitim Modelinde İdeal Eğitim

18 Nisan 2025

Peygamberimizin (s.a.v.) Mirası Suffa ve Bize Öğrettikleri

17 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.