Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Düşünce Deneme Yorum»HZ. İBRAHİM VE HZ. İSMAİL’İN TESLİMİYETİ (KURBAN ÖRNEĞİNDE)
Düşünce Deneme Yorum

HZ. İBRAHİM VE HZ. İSMAİL’İN TESLİMİYETİ (KURBAN ÖRNEĞİNDE)

Dr. Selahattin Yilmaz» Dr. Selahattin Yilmaz26 Mart 2026Gûncelleme:26 Mart 2026Yorum yapılmamış8 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Tarihin, kutsal kitapların ve rabbimizin övgüyle bahsettikleri zat… Her gün namazda tahiyyatlarımızda selam ve rahmetle andığımız, insanlar için hayatı örneklerle dolu olan bir elçi, peygamberlerin babası: Hz. İbrahim (as).
İbrahim (as) rüyasında oğlu İsmail’i kurban ettiğini görmüştü. Rüyasında bir ömür boyu yıllarca bekleyip, Allahtan istediği ve kendisine varis olacak biricik oğlu İsmail’in kurban edilmesi emrediliyordu. Öyle bir baba ki; çok merhametli, müşfik, yufka yürekli, yumuşak kalpli bir baba… Ayetin ifadesiyle “ İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allaha vermiş biri idi.”1 Bir ömür boyu tevhidin bayraktarlığını yapmış, insanları hanif olan dine davet etmiş ve nihayet kendisine varis olacak biricik evladı için Hz. Hacer’le evlenmişti. Rabbi ona bir ömür
bekleyip durduğu, göz aydınlığı olacak salih evladı, İsmail’i vermişti. O, evlat konusunda ilk imtihanını İsmail daha bir bebek iken kuş uçmaz kervan geçmez, ziraatı olmayan, dağlık bir yerde annesi ve kendisini bırakarak vermişti. O imtihanı geçmişti İbrahim(as). Ama bu seferki imtihan, insanın dimağını zorlayan bir imtihandı. İsmail de biraz büyümüş, artık koşuyor, oynuyor, en neşeli ve sevimli bir yaşa gelmişti. İsmail İbrahim’ın (as) hayat neşesi olmuş, umudu ve kutlu bir fidanı oluvermişti. Şimdi hangisini seçeceksin ey İbrahim (as)? Babalığı, şefkati ve evlat sevgisini mi? Peygamberliği ve Allaha teslimiyeti mi? Bir insan için çok zor bir durum, ama İbrahimler için pek zor değil. Tam böyle zamanda, bir gün İbrahim (as) “Oğulcuğum! Şu vadiye gidelim.” dedi. Rabbinin kendisine
emrettiğinden hiç bahsetmedi. Baba, oğul vadiye yöneldiklerinde şeytan bir adam suretine girip, Allah’ın emrini yerine getirmekten vazgeçirmek için İbrahim’in (as) yolunu kesti. Şeytan: “Sen herhalde İsmail’i boğazlamak istiyorsun.” dedi. İbrahim (as): “Sen hiçbir babanın çocuğunu boğazladığını gördün mü?” diye sordu. Şeytan: “Evet, o baba sensin.” dedi. İbrahim (as): “Ben çocuğumu ne için boğazlayacakmışım? Diye sordu. Şeytan: “Sen bunu Allah’ın sana emrettiğini sanıyor ve söylüyorsun.” dedi. İbrahim (as): “Eğer Allah bunu yapmamı emretti ise
Allah’a boyun eğip onun emrini yerine getirmeyi uygun bulurum” dedi. Şeytan, İbrahim (as)’dan ümidini kesince, İsmail (as)’ın önünü kesti. Şeytan: “Ey çocuk! Baban seni nereye götürüyor biliyor musun? Vallahi baban seni
boğazlamak istiyor, boğazlamaya götürüyor” dedi. İsmail (as): “Babam beni ne için boğazlayacakmış? diye
sordu. Şeytan: “Rabbinin bunu kendisine emrettiğini sanıyor.” dedi. İsmail (as): “O, Rabbinin kendisine emrettiği şeyi yapsın. O’nun her nerede olsa Rabbine boyun eğmesi, emrini yerine getirmesi daha iyidir.” dedi. Şeytan, İsmail (as)’ın da kendisini dinlemekten kaçındığını görünce hemen annesine gitti. “Ey İsmail’in annesi! İbrahim’in İsmail’i nereye götürdüğünü biliyor musun? O İsmail’i boğazlamaya götürdü.” dedi. Hz. Hacer (ra) “Bir babanın çocuğunu boğazlayabileceğini nasıl düşünebiliyorsun? Hayır, öyle değil, o oğluna karşı çok şefkatlidir.” dedi. Şeytan: “O, bunu Allah’ın kendisine emrettiğini söylüyor ve öyle zannediyor.” dedi. Hz. Hacer: “Her nerede olsa onun Allah a boyun
eğmesi, Allah’ın buyruğunu yerine getirmesi daha iyidir.” dedi. Şeytan İbrahim’a (as), onun ev halkına bir şey yapamadan, kızgın bir halde geri döndü. Hepsi Allah’ın emrine boyun eğmede birleşmişlerdi. Vadiye vardıklarında İbrahim( as) İsmail’a (as): “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin? Diyerek kendisine emrolunanı haber verdi. İbrahim tereddüt etmiyor. Sıkılmıyor, isyan etmiyor, neden demiyor, O benim biricik evladım, başka evladım da yok demeden, tereddütsüz ateşe atılmaya razı olduğu gibi, tereddüt etmeden Rabbine boyun eğdiğini gösteriyor. Bir peygamberden beklenen teslimiyet ve tevekkülü gösteriyor. İsmail (as): “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın”2 dedi. Oğul da tevekkül ve teslimiyette babasından geri kalmıyor. “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap” diyor. Babasını vazgeçirmeye çalışmak
şöyle dursun, babasının Allah’ın emrini yerine getirmesi için babasına yardımcı oluyor. Ta ki babası merhametinden, yufka yürekliliğinden bu işi terk etmesin diye… Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olmuşlar. Büyük bir imtihan, şahsın büyüklüğüne göre imtihan da o derece büyük. Ardından İsmail babasına: “Sen bunu anneme bildirdin mi?” diye sordu. İbrahim (as): “Hayır bildirmedim” dedi. İsmail (as): “Bildirmemekle iyi ettin” dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim (as) onu boğazlamak için yüz üstü yere yatırınca Yüce Allah tarafından; “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. İşte sana oğlunun yerine boğazlayacağın kurbanlık!”3 denildi. İbrahim (as) bir de ne görsün. Cebrail (as) yanında boynuzlu bir koçun durduğunu gördü. “Kalk yavrum sana fidye geldi.” dedi. O koçu orada yani Mina’da kurban etti.4 Yaratan hiçbir zaman İsmail’in kanını murat etmedi. Onun kurbana asla ihtiyacı da olmadı. Hz. Âdem’den son Peygamber’e kadar hiç bir Peygamber, hiçbir kitap insan kanının akıtılmasını değil emretmek, kanın akmasına engel olmaya çalışmış ve insanlığa hayat vermişlerdir. Maksat Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’i imtihan etmekti. Tevekkül, ihlâs ve teslimiyetlerini ölçmek idi. İbrahim’in yolunu takip edenlerden de et ve kanı değil, niyetlerinde ihlâs ve takvayı istedi. İbrahim’i bir duruşu, İbrahim ve İsmail’in teslimiyetini… Şimdi ey sen İbrahim’in torunu, onun takipçisi…. Bugünde sen kurban emrine
muhatapsın. Kurban Allah’ın Hz. İbrahim’i imtihan etmesinin bir devamıdır. O çocuğunu kurban etmekle imtihan
oldu. Bizler de fedakârlıkla ve onun yolunda harcamakla, kurban kesmekle imtihan oluyoruz. Hacılar her sene Mina vadisinde hz İbrahim’in iman ve teslimiyetine şahitlik ederler. Hacılar hz İbrahim gibi teslim olduklarını ve iman ettiklerini göstermek için kurban keserler. Mina’da bulunmayan Müslümanlar da buna iştirak eder. Aslında hz İbrahim’in kıssası bitmemiştir, bizim içinde geçerlidir. Bizler de en değerli olan İsmail’imizi (makamımızı, malımızı, evladımızı, eşimizi, dünyalıklarımızı) feda edebilecek miyiz? Uğruna ölmeyi göze aldığımız, bizim her şeyimiz olan İsmail’imizi onun uğrunda feda edebilecek miyiz? Yoksa para, makam, kariyer, mal ve mülk, güzellik veya enaniyeti mi tercih edeceğiz? O’na ve onun yolunda feda edemeyecek misin? İbrahim’in nuru, teslimiyeti hz. Muhammed’e ve diğer birçok peygambere kaynaklık edecekti. İbrahim (as) çekinmedi, bağlılığını ispat etti ve mükâfatını aldı. Dostluğunu pekiştirdi, halilullah diye nam saldı. Evlat sevgisini ve bütün sevgilileri de ona kurban etme idealini gösterdi. Sevgililer sevgilisine her şeyi feda ederek, fenayı onda bekalaştırdı. İşte bu kimse için kurban buraklaşır, sıratta en zor zamanda binek olur. Nefiste İbrahim’ine alnı üstü uzansa, teslim olup kurban olsa,… O nefis, o beden için burak olur, cennete doğru yol alır ve onu halasa erdirir. Her millet geçmişte yaşadığı önemli güzel olayların hatırasına törenler düzenler. O hatırayı canlı tutmak ister. İstiklal günü, zafer günü gibi. Kurban Bayramı ölümsüz büyük bir cesaretin sergilendiği, Allaha imanın gösterildiği gündür. Tevhidin bayraktarı İbrahim’ın (as) teslimiyetini ifade ettiği o gün yani Zilhiccenin onuncu günü, tevhit mücadelesini devam ettirenler için tarihi bir bayramdır. Bu bayram günü sembolik de olsa benzeri bir teslimiyeti ifade etme günüdür. Bu gün kurban kesme günüdür.
Kurbansız bir sevinç, şekerli de olsa kurban bayramı olmaz. Kurbanı kesen kimse bıçağı kurbanın boğazına dayandırdığında Rabbü’l-alemin olan Allah’ın; çocuğundan, eşinden, malından ve canından daha önde olduğunu hisseder. Her şeyi onun yolunda feda edebileceğini göstererek, ona teslim olmuş olur. Rabbim buna karşılık olarak bu dünyada ve ahirette ona ödülünü verir. Bu hadisenin Kuran’daki İfadesi “İbrahim: Ey rabbim, bana Salihlerden olacak bir evlat bağışla! (Diye dua etti.) Biz’de ona halim/uysal bir çocuk müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince, İbrahim ona: “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Nihayet her ikisi de Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim de onu boğazlamak için yüz üstü yere yatırınca ona şöyle seslendik: “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.” Biz İbrahim’e büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun. İyilik yapanları
işte böyle mükâfatlandırırız.”5 Rabbimizin “Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.” Ayetine masadak olarak, ümmeti Muhammed olarak her tahiyyat okurken, Salli Barik dualarıyla kendi peygamberimiz Muhammed’e (sav) salavat getirirken Hz. İbrahim’ı (as) de anar ve O’nu hayırla yad ederiz. Yahudi ve Hıristiyanlar dahi onu hep saygıyla anarlar. Salâvatlar, bereketler Muhammed’e (sav) ve İbrahim’a (as), onların ailelerine ve kıyamete kadar onlara tabi olacak kimselere olsun. Vahiy ve Peygamberlerin Rüyası Hz. İbrahim’ın (as) rüyası sıradan bir rüya, bizim rüyalarımız gibi bir rüya değildir. Onun rüyası vahyin geliş yollarından biridir. Cenab-ı Hakkın elçileriyle olan bir iletişim şeklidir. Dolayısıyla İbrahim’e
rüyada verilen emir, Cenab-ı Hakkın ona verdiği bir emirdir. Bazılarının anlattığı gibi sıradan bir rüya veya hâşâ
şeytanın ona rüyada seslenişi değildir. Bizim rüyalarımızla, resullerin rüyası arasındaki fark da budur. Peygamberlerin rüyası saf, berrak olup ilahi mesajın bir iletim şeklidir. Bu anlamda insanların rüyası bu vahiy şekliyle karıştırılmamalıdır. Bundan dolayıdır ki dinimizde peygamberler dışındaki insanların rüyasının dini bir hükmü yoktur. Dini yaşam için bir kaynak teşkil etmez. Kıssanın Kahramanı Hz. İsmail mi? Hz İshak mı?
Allaha imanın bir gereği olarak müminler tüm peygamberlere iman ederler ve hiçbir Peygamberi diğerinden
ayırt etmezler.6 Hz. İsmail (as) ve hz. İshak (as) her ikisi de Allah’ın elçileridir. Müminler her ikisini sever ve sayarlar. Allahu Teâlâ Kuranı Kerimde bu kıssayı Saffat süresinde anlatırken olayın kahramanının hz. İbrahim’in hangi oğlu olduğu ile ilgili bir isim vermemektedir. Ancak Yahudiler ve kitapları Tevrat, bunun hz. İshak olduğunu söylemektedirler. Tevratın bu konuda verdiği haberler ise çelişkilidir. Tarihi bilgilere göre hz. İsmail’in Mekke’de yaşaması, Kurbanın Mina’da kesilmesi, Peygamber Efendimiz’den (sav) yapılan rivayetlerde “Ben iki kurbanlığın oğluyum”7 sözü, Kuran’da bu olay anlatılırken “Biz onu (İbrahim’i) halim/uysal bir çocuk ile müjdeledik.” ayetinden sonra “O’nu İshak ile de müjdeledik.”8 cümlesinin kullanılması kurban kıssasının hz. İsmail ile ilgili olduğunu göstermektedir. Kuranı Kerim’in kıssayı anlattığında herhangi bir isim vermemesinden anlaşılıyor ki maksat isimler değil verilmek istenen mesajdır. Bu mesaj inananlar için daha önemlidir.

1 Hud 11/75. 2 Saffat 37/102.
3 Saffat 37/105. 4 Bk. Köksal M. Asım, Peygamberler
Tarihi, TDV Yayınları, Ankara, 1995,
1/186-190; Hakim, Müstedrek, 2/605. 5 Saffat 37/100-110. 6 Bakara 2/285.
7 Hâkim, el-Müstedrek, 2/609.
8 Saffat 37/112.

 

dr.selahattinyilmaz Ortak Zemin 34 OZ34
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Dr. Selahattin Yilmaz

İlişkili İçerikler

SAĞLIKLI BESLENME VE KILO VERME

26 Mart 2026

ALİ’NİN MACERALARI

1 Eylül 2025

AİLE İLE MUTLULUK

1 Eylül 2025

AHIRZAMANDA GENÇLIK

1 Eylül 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.