Aile olmak insanlıkla birlikte ortaya çıkmış bir kurumdur. Ailenin tarihini anlatırken Kur’an; Âdem ve eşini yarattık demektedir. İlk insanla birlikte mevcut olduğundan insanın varlığının da teminatıdır. Aile, insanoğlunu ehlileştirme, koruma, ihtiyacı olan sevgiyi verme, ondaki temel kabiliyetlerin ortaya çıkmasını sağlama gibi birçok görevi vardır. Aile olmadan insan hep eksik kalmış, yarım kalmıştır. Bu eksiklik hiçbir şekilde diğer şeylerle açığı kapatılamamış, giderilememiştir. İnsan, aile olmadan da ayakta kalmaya çalışmış, lâkin bir türlü tam olduğunu düşünmemiştir. Hep bu eksikliği yaşamıştır.
Çocuk resimlerine baktığımızda annenin olmadığı resimlerde insanın hayat kaynağı olan güneşin hiç görünmediği, resimlerin renksiz, kullanılan renkler hep koyu ve depresyonu hatırlatıcıdır. Anneden yoksun olmak insan için yaşamdan yana sahip olduğu hiçbir şeyin olmadığını da gösterir. Anne, çocuğun hayatında olduğunda insan her zaman hayata tutunmasını da bilmiştir. Baba ile çocuk özgüven sahibi olur. Babanın varlığı çocuğun özgüven sahibi olmasına vesile olur. Babanın olmadığı, ya da var da yokmuş gibi olduğu bir çocuklar kendini
hayatta hep güvensiz, değersiz hissedip dururlar.
İnsan yavrusu dışında diğer canlılara baktığımızda henüz ilk dakikalarda hayatta içgüdüsel olarak ayakta kalabilecek özellikleri ile hayata başlar. İnsan yavrusuna baktığımızda O kadar çaresiz ki bir bakış bile merhameti kalbinizde oluşturur. Artık ona karşı en büyük tavır merhamettir. Âcizliği ve ihtiyaçlarını bile ağlamakla karşılayan bir varlık için ebeveynlerin kalbinde sevgi bağı oluşturur. Böylece çocuğun ihtiyaçları için ram olurlar. Öyle ki biri sizden bir şey istese ikincisinden sonra öfke duyup kullanıldığınızı düşünürken çocuğunuz bir ömür sizden ne isterse istesin hiçbir zaman böyle bir düşünceniz olmaz. Hattâ bunu bir sorumluluk olarak kabul edersiniz. Aslında tüm bunlar bizleri sevgiye götürür.
Sevginin dili ile konuşursak bir tür sevgiyle yoğrulan varlık oluşumuzdan kaynaklanan bir durumdur.
Seviginin dili ile o kadar kitap yazılmış ki hepsini okusanız onun başka yönlerini görebilirsiniz. Sevgi üzerine
o kadar vurgu yapılırken Kur’an’ın bu konudaki yaratılış ile ilgili kullandığı ‘âlak’ kelimesi hakkında Ragıp
el-İsfehani şunları söylemiş: “Ne yaparsa yapsın sahibinin kendisinden kopamadığı varlık” (Müfredat, Âlak) İnsanın
hamuru sevgi ile yoğrulduğu için sevgiden başka bir şeyi tanımıyor, tanıyamıyor. Sevgi bu kadar önemliyken sevgiden uzak kalmayı bir tür zindanda kalıp çürümek anlamına geldiğini ayrıca bilmeliyiz.
Hayat o kadar zor ki ancak sevgiyi düşünerek evlerine dönen milyonlarca insan var. İnsanlık ailesini sevgiyle kucaklamayı bekleyen Rahman’ın ayetleri bizlere Allah’ın insana olan sevgisini hatırlatır. Bunca varlık içinde insana
karşı bu kadar ilgi ancak sevgi ile anlaşabilir. Aile gerçek mutluluğun yolunu gösterirken Allah’ı merkeze almalı,
O’nun emirlerini anlatırken sevgiyi en temel ilke olarak kullanmalıdır. Sevginin dışındaki hiçbir dil insan üzerinde
etkisini gösteremez. Kulluğun yaşandığı aileler bir tür sevginin yaşandığı mekânlar olmaktadır. Unutmayalım
ki aileyi ayakta tutan şey Allah’a yönelik algımızdır. Aile ne zaman Allah ile buluşur toplumsal hayat cennet
olur. Asr-ı Saadet olarak nitelendirdiğimiz dönem tamamen imanın hayata hakim olduğu dönemdi. İnsan,
Rabb’ine karşı kulluğu esas aldığı bir dönemdi. Kalplerin korkuyla ve ümitle attığı bir dönemdi. Ailenin temelinin
imanı esas aldığı bir çağdı. Ailenin temeli imanla atılmazsa o vakit orada felâketlerden başka bir şey ortaya
çıkmıyor. İçinde yaşadığımız toplumdaki tüm hastalıklar ailenin iman temelinden yoksun olmasından kaynaklanan
problemlerdir. İman, kalbi güzelleştirdiği gibi, aileyi de güzelleştirir. Ailede sağlıklı temellerin atılmasını sağlar.
Allah Resulü ‘bir babanın çocuğuna güzel ahlâktan daha değerli bir şey vermediğini’ dile getirmesi bunun en büyük delilidir. İnsanın varlık amacıyla uyuşan güzel ahlâk insan olarak kalmanın, insan olarak kabul edilmenin de sigortası olmaktadır. Varlık ve yokluk içinde çırpınan insana varlık libasını giydiren dindir. Bâtıl olan her din ve ideoloji insandan bir parça eksiltmiş, eksiltmeye devam ediyor. İslam, insana var oluşu kulluk olarak kabul ettirir.
Aileler islam/teslim olmadan bireyler islam/teslim olmuyor. Teslimiyet deyince Yakup Peygamber’in çocuklarına vasiyetini belirtmeden geçmemek gerekir. Bu konu Kur’an’da şöyle dile getirilir: “Evet, siz, [ey İsrailoğulları,] Yakub’un, son nefesini vermeye yaklaşırken oğullarına: “Ben gittikten sonra siz kime kulluk edeceksiniz?” diye seslendiğine şahitsiniz. Onlar: “Senin tanrına, ataların İbrahim, İsmail ve İshâk’ın tanrısına, o Tek Tanrı’ya kulluk edecek ve O’na teslim olacağız!” diye cevap verdiler. “ (Bakara 133)
Çocuklarımıza bırakacağımız em büyük miras kulluk şuurudur. Bunu da em güzel peygamberi bir mücadelenin içinde yaşayan müminler verebilir. Peygamber gibi bir şuuru da ancak Kur’an verebilir. Aileler Kur’an ile buluşmadan kesinlikle kulluk şuurunu diri tutamayacaktır. Ailelerimizin Kur’an ile hemhâl olduğu bir dünya olması dileğiyle…