Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Genel»Türkiye’de Suriyeli Mülteci Olmak
Genel

Türkiye’de Suriyeli Mülteci Olmak

M.Arif Koçer» M.Arif Koçer22 Nisan 2025Gûncelleme:12 Mayıs 2025Yorum yapılmamış6 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Mehmet Arif Koçer

Her insan mültecidir aslında. Cennet için yaratılmış, İlahi hikmet gereği, Adem’in (a.s.) sınanmak için yasak meyveden yemesi ile cennetten çıkartılmış ve dünyada, zıtlıklar âleminde, çetin bir sınav mekanına göçmek zorunda kalmıştır. Adem’in (a.s.) çocukları da kendi yurtlarından zaman zaman göç ederek, zalim idarecilerden kaçıp, yeryüzünün başka bölgelerinde yaşamak zorunda kalmışlardır. Hz.Peygamber ( a.s.) da yaşam hakkı tehlikede olması sebebiyle Mekke’den Medine’ye göç ederek bir anlamda mülteci olmuş, Akabe bey’atında Medineli Müslümanlar her koşulda kendisini korumak üzere söz vermişlerdir. Mekke’de bulunduğu daha önceki dönemde de buradaki zalim muktedirlerin zulmünden dolayı bir kısım sahabeler Habeşistan’a göç ederek iltica etmişler, Habeş Meliki Necaşi de hicret eden Müslümanların arkalarından gelen müşrik Mekkelilere onları teslim etmemiş, Müslümanlar güven içinde bu memlekette yaşamışlardır.

İltica, insanlık tarihi kadar geçmişi olan temel bir insan hakkıdır. 1951 tarihli Cenevre’de imzalanan Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin, Türkiye’nin de “Avrupa Konseyi ülkelerinden gelenler dışındakileri mülteci kabul etmeyeceğine dair coğrafi çekince“ ile imzaladığı ve onayladığı sözleşme ile mültecinin tanımı yapılmıştır. Bu sözleşmenin 1. maddesine göre, “ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan kimseler” mülteci olarak ifade edilmiş ve bu şahısların ülkelerine iade edilemeyeceği belirlenmiştir.

Tarih boyunca, özellikle de Anadolu coğrafyası, kıtaların geçiş yerinde olması sebebiyle “72 milletin yaşadığı” bir iltica memleketi olmuştur. Gürcü’sünden Laz’ına, Tatar’ından Bulgar’ına kadar onlarca, belki yüzlerce değişik etnik ve dinsel farklılığa sahip topluluklara vatan olmuştur. Bunların en sonuncusu ve kitlesel olanı ise Suriye iç savaşı sonrası Nisan 2011 yılında ilk mülteci kafilesinin Türkiye girmesi ile başlayan Suriyelilerin göçü ile olmuştur. Önce, çok kısa sürecek, fazla mülteci gelmeyecek yanılgısına düşen hükümet, bir kısmının kaydını bile tutma zahmetine katlanmamış, ancak zaman geçtikçe bu sayı fazlalaşmış, Ekim 2012’de ülkedeki Suriyeli sayısı 100 bine ulaşmıştır. Irak ve Şam İslam Devleti’nin 2014 ve 2015’te, Suriye’nin bir kısmını ele geçirmesi ile zorunlu göç hız kazanmış, bu sayı 2, 5 milyona ulaşmıştır. Şimdilerde kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 3, 7 milyonu bulmuştur. Kayıtsız olanlarla birlikte bu sayının 5 milyona yaklaştığı tahmin edilmektedir.

Türkiye’deki Suriyelilerin büyük bir kısmı hukuken “geçici koruma” statüsüne sahiptir. Bu statü sığınma başvurularında her bir kişinin ayrı ayrı ele alınmasının mümkün olmadığı kitlesel göç olaylarında (örneğin AB’deki Kosovalı sığınmacılar) kullanılmaktadır. Geçici koruma ile geniş kitleler için geri gönderme yasağı uygulanmakta ve asgari ölçüde koruma temin edilmektedir. Geçici koruma bir uluslararası koruma değildir; tümüyle iç hukuka tâbi bir koruma tedbiridir. Türk hukukunda AB hukukundan farklı olarak geçici korumanın maksimum süresi belirtilmemiştir. Geçici koruma altındaki bir bireyin kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılması geçici korumanın sonlanma sebebidir. Ancak uygulamada özellikle dini bayramlarda belirlenen tarihlerde Suriyelilerin Suriye’deki akrabalarını ziyaretlerine izin verilmektedir.

Bu statü Suriyeli mültecilere ne kadar koruma sağlamaktadır, koca bir soru işaretidir. Zira, Suriyelilerin geleceklerine, kendi gelenek ve dillerini muhafaza ederek Türkiye toplumuna entegre olmalarına, eğitimlerine, bu eğitimi nasıl alacaklarına, anadillerinin muhafazasına, çalışma haklarına ilişkin tatmin edici bir statü sağlamamaktadır. Geçici koruma, katkı payı vermeden sağlık hizmetlerinden faydalanmalarını sağlamakta, oturma hakkı bulunduğu yerde çocuklarını okula gönderme, sınırlı koşullarda Bakanlıktan izin alarak çalışma hakları (1/10 nisbetinde) gibi haklar sağlamaktadır. Ancak on yılı aşkın bir süredir bu topraklarda yaşayan, bir kısmı Türkiye’de doğan ve büyüyen, çok küçük ücretlerde emeği sömürülen bu insanlara, bir gelecek sağlamamakta, ümit vermemektedir. Ne kadar bu ülkede kalırlar ise, neyi yaparlarsa, ne olacaklarına ilişkin bir öngörü mümkün değildir. Koca bir belirsizlik önlerinde durmakta ve geleceğe ilişkin hayal kurmalarını bile engellemektedir. Bu ise birçoğunun ölümü göze alarak, ilk fırsatta Avrupa’ya kaçmalarına sebep olmaktadır. Çok vasıflı işler yapsa bile on yıldan beri vatandaş yapılmayan birçok Suriyeli mülteci bulunmaktadır. Yükselen ırkçılık sebebiyle doğru zannedilen yanlışlar kamuoyunda yayılmakta, toplumsal öfke körüklenme, Suriyeli mazlumlar şeytanlaştırılmaktadır. Tüm yanlışların sebebi olarak gösterilmeye çalışılmaktadırlar. Bu öfke ve linç havasının sonucu olarak zaman zaman derin güçler tetikçilerini sahaya sürmekte, Ankara Altındağ ilçesinde veya Kayseri’de olduğu gibi, köklerinden kopartılmış mazlum insanların iş yerleri yakılmakta, evleri tahrip edilmekte, büyük bir korku içinde başka illere kaçmak zorunda kalabilmektedirler. Hatta bazen İzmir Güzelbahçe’de olduğu gibi üç Suriyeli emekçi genç, uykularındayken konteynere benzin dökülerek yakılabilmektedir.

10 Nisan 2013 tarihinde onaylanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) 54/1/d fıkrasına göre “kamu düzeni, kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar” kapsamında olduğu varsayılarak Suriyeli mülteciler, haklı oldukları sıradan bir asayiş olayında bile karakola başvurduklarında, bu maddeye dayanarak Geri Gönderme Merkezlerine gönderilebilmekte ve kolaylıkla sınır dışı edilebilmektedirler.

Sınır dışı edilmek öyle kolaylaşmıştır ki, geçici koruma belgesini yanına almayı unutarak bakkala giden ve kontrole denk gelen bir mülteci GGM.ye gönderilmekte ve sonra halen savaşın devam ettiği ve yaşam tehdidi olan Suriye’ye gönderilebilmektedir.

Hiçbir yargı kararı olmadan mülteciler bir yıla kadar süren uzun süreler ile Geri Gönderme Merkezlerinde çok kötü koşullarda tutulabilmekte keyfi sebeplerle başka GGM’lere gönderilebilmekte, bazen ailesi ve avukatları uzun süre kendilerinden haber alamamaktadırlar.

Dünya genelinde istatistiklere bakıldığında 10 yıldan fazla bir ülkede kalan mültecilerin büyük çoğunluğunun, savaş bitse dahi ülkelerine dönmedikleri görülmektedir. Ülkemizde yaşayan ve ciddi bir nüfusa sahip olan böyle bir kalabalığın, hem ülkeye faydalı olması, hem üretici konumuna gelmesi, geleceklerini bu ülke insanının hayalleri ile birleştirmesini sağlayacak vatandaş olmaya giden yolun kurallarının net olarak ifade edilmesi, geçimlerini üreterek temin edecek uzun vadeli stratejilerin belirlenmesi gerekmektedir. Mesela, devlete ait kullanılmayan arazilerin 10 yıllığına bu insanlara tahsisi ve bunları kullanarak üretim yapmaları durumunda belirli süre sonunda kendilerine satılması gibi uygulamalar, hem bu insanları üretici ve kendine yeter duruma getirecek, hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacak, atıl toprakların ihyasına sebep olabilecektir.

Anlaşıldığı kadarıyla devletin uzun vadeli bir mülteci politikası bulunmamaktadır. Bu durum ise toplum lehine faydalanılabilecek Suriyeli genç nüfusun ileride ciddi sorunlara sebep olabilecek koşullarda kalmalarına sebep olmaktadır.

Kabul edilmelidir ki mülteci sorunu sadece Türkiye’nin sorunu değildir. Emperyalist devletler, kaynaklarını hoyratça sömürdükleri, içişlerini karıştırdıkları, savaşlara sebep oldukları ülkelerden kaçmak zorunda kalan mültecilerin insanca yaşayabilecekleri ortamı kendi lükslerinden kısarak hazırlamak zorundadırlar. Bu, hem Cenevre Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmelerin kendilerine yüklediği bir sorumluluk hem de etik bir gerekliliktir. Ancak ne yazık ki, böyle yapılmamakta en zayıf halka olan mülteciler bazen GGM’lerden toplanarak Kapıkule Sınır Kapısına yığılmakta ve Batılı ülkelere karşı “Sınır kapılarını açar ve gönderirim” mesajı ile şantaj malzemesi yapılabilmekte, maddi yardım alındığında ise eski duruma dönülebilmektedir. Batılı sömürgeci ülkeler ise kısmî maddi yardım ile Türkiye gibi ülkeleri “mülteci toplama alanları” olarak kullanmakta beis görmemektedirler. Bu anlayışın acilen değişmesi gerekir. Akdeniz ve Ege’nin soğuk sularında boğularak ölen mazlum insanların vebali tüm insanlığın ve hepimizin boynunda bulunmaktadır. Yeryüzü Allah’ın mülkü ve tüm insanlara ortak emanetidir. İnsan suretindeki her varlık bundan eşit yararlanma hakkına sahiptir. Hangi toprak parçası üzerinde yaratılacağını belirleme durumunda olmayan insanların, buna dayalı üstünlük iddialarının hiçbir insani veya etik dayanağı yoktur. 100 sene önce Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı olarak yaşıyor olan Suriyelileri bugün bizden geriye düşüren nedir, izahı mümkün değildir.

Netice olarak; iltica, insanlık tarihi kadar eski temel bir insan hakkıdır. Herkes bir gün mülteci olabilir. Vatandaş olmak insan haklarına sahip olmanın ön koşulu sayılamaz. Herkesin onuru içinde ve eşit olarak yaşayabileceği bir dünya, erdemli insanların gayretleri ile bir gün mutlaka inşa edilecektir.

Mehmet Arif Koçer Mülteci Ortak Zemin 33 OZ33
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
M.Arif Koçer

İlişkili İçerikler

Editörden 33

25 Nisan 2025

Serlevha 33

24 Nisan 2025

Sürgün, Esaret, Şehadet: İsmail Heniyye

23 Nisan 2025

Öğretmenlerde Tebliğ Bağlamında;  İdeal, Amaç ve Pratik

21 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.