Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Düşünce Deneme Yorum»Öncelikleirmiz ve Zaman
Düşünce Deneme Yorum

Öncelikleirmiz ve Zaman

Yeliz Bulut» Yeliz Bulut17 Ocak 2025Gûncelleme:13 Mart 2025Yorum yapılmamış5 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Bir gün Northwestern Üniversitesi, Kellog Business Scholl’da iş idaresi dersinde, profesör, sınıfa girip karşısında duran dünyanın en iyi seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, “Bugün zamanı verimli kullanmak konusunda birlikte bir çalışma yapacağız.” der. Kürsüye yürüyüp, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarır. Sonrasında kürsünün altından yumruk büyüklüğünde taşları çıkarıp büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başlar. Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra, öğrencilerine döner ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sorar. Öğrenciler kavanozun başkaca taş almayacağından emin oldukları için hep bir ağızdan “Doldu” diye cevaplarlar. Profesör “Öyle mi?” dedikten sonra kürsünün altına eğilerek bir kova kırılmış küçük taş çıkartır. Bunları kavanozun içine yavaş yavaş döker. Sonra dikkatli bir şekilde sallayarak taşların yerleşmesini sağlar. Öğrencilerine döner ve bir kez daha “Bu kavanoz doldu mu?” diye sorar. Bir öğrenci kısık bir sesle “Dolmadı herhalde” diye cevaplar. “Doğru” der profesör ve yine kürsünün altına eğilerek bir kova kum alır ve tüm kum taneleri taşların arasına doluncaya kadar yavaş yavaş döker. Yine öğrencilerine döner ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sorar. Tüm öğrenciler hep bir ağızdan “Hayır” diye bağırırlar. “Güzel” der profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su alır ve içi taşlarla dolu olan kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşaltır. Sonra öğrencilerine dönerek “Bu deneyin amacı neydi?” diye sorar. Uyanık bir öğrenci hemen “Zamanımız ne kadar dolu olursa olsun, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır.” diye atlar ve soruyu cevaplar. “Hayır” der profesör “Bu deneyin asıl anlatmak istediği eğer büyük taşları baştan yerleştirmezseniz küçükler girdikten sonra büyükleri kavanoza hiçbir zaman koyamayacağınız gerçeğidir.” Öğrenciler şaşkınlıkla birbirlerine bakarken profesör devam eder: “Nedir hayatımızdaki büyük taşlar? Çocuklarımız, eşlerimiz, ailemiz, sevdiklerimiz, arkadaşlarımız, işimiz, eğitimimiz, sağlığımız, hayallerimiz, bir eser oluşturmak,başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız bunlardan birisi, belki birkaçı, belki hepsi. Bu akşam uyumadan önce iyice düşünün ve hayatınızdaki büyük taşlarınız hangileridir karar verin. Bilin ki, büyük taşlarınızı kavanoza yerleştiremezseniz hiçbir zaman bir daha yerleştiremezsiniz. O zaman da ne kendinize, ne de insanlara faydalı olursunuz.” der ve kendisini şaşkınlıkla izleyen öğrencileri sınıfta bırakarak çıkar gider.

Dünyadaki en kıt kaynağımız zaman. Dünyanın ömrü, kıyametle; insanın ömrü, eceliyle son bulacak, ezelde takdir edilmiş bir süreç. Bu kısıtlı zamanı anlamlı ve değerli kılacak şeyler kişiye göre değişmekle birlikte önceliklerimizi oluşturuyor. Peki önceliklerimiz, yani hayatımızın büyük taşları, nasıl ortaya çıkıyor?

Bu psiko-sosyal bir konu olduğu için pek çok yaşam alanı ve duygularımız, önceliklerimizi etkiler ve şekillendirir. Toplum içerisinde edindiğimiz roller, statüler bu etkenlerden biridir. Bize yüklenen roller, bir sorumluluk alanı oluşturuyor. İstemli ya da istemsiz oluşan sorumluluklarımız vazifeye dönüşüyor ve bir önceleme yapmaya sevk ediyor bizi.

Değerlerimiz ve ilkelerimiz birbirini etkileyen iki önemli etken. İyi-kötü, değerli-değersiz, doğru-yanlış gibi tanımlamalarımız, bize, neyin nasıl yapılması gerektiğini söylüyor. Bizim için değerli olan ne ise ona meylediyor, yöneliyoruz. Değerlerimiz kararlarımızı ve seçimlerimizi, dolayısıyla önceliklerimizi etkiliyor.

Diğer bir etken, ihtiyaçlarımız. İhtiyacımızın şiddeti arttıkça farkındalığımız da artar. Burada neye, ne sebeple ihtiyaç duyduğumuz, öncelik belirlemede, ihtiyacın giderilmesinin aciliyeti ve önemi boyutunda ciddi rol oynar.

İçinde bulunduğumuz yaşam koşulları, çevresel faktörler, doğal ve toplumsal ortamlar ve insanın mahiyeti iyi bir şekilde analiz edildiğinde görülecektir ki yüzyıllardan beri insanoğlunun değişmeyen en esaslı ihtiyacı, aczine merhem olacak, yalnızlığına ünsiyet verecek ve yaşamın sıkıntıları karşısında kendisini teselli edecek, hatta uğradığı haksızlıklar karşısında hakkını alacak bir mükemmel varlığa, rahat-ı kalb ile rabt olma ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç; cinsiyet, yaş, ırk, dil, din, statü farkı olmaksızın insan olma hasebiyle mahiyetimize derc olunmuş fıtri bir ihtiyaçtır.

O halde, bu değişmez ihtiyacın insanlığın birincil önceliği olması gerekmez mi? Bütün gayretimize ve harcadığımız zamana rağmen bizimle gelmeyecek olan birçok unsura ihtiyaç duyarken, asıl misyonumuz olan kulluk, yani hayatı hayatın sahibinin istediği gibi yaşamak ve bu vesile ile asli ihtiyacımıza kavuşmak neden bir öncelik olmuyor?

Dünya üzerindeki birincil rolümüz, şuurlu bir kul olmak; değerlerimiz, erdemli olmak; gayemiz, ebedi saadet. Ve bu kararsız memlekette bulunacağımız zaman ise oldukça kısıtlı. Şöyle bir hikaye anlatılır: Buzdolabından çok önce, yiyecekleri ve içecekleri korumak için dağlardan buz kesilir ve pazar yerlerinde satılırmış. Sıcak bir yaz günü, alim bir zat talebeleriyle pazar yerinde dolaşırken bir buz satıcısına rastlar. Satıcı: “Sermayesi her an eriyip giden bu adama acıyın, merhamet edin” diye bağırmaktadır. Alim zat bir an sendeler. Satıcının eriyip giden buzlarında kendi hayatını görmüştür.

Fahreddin-i Razi, bu hikaye için “Asr Suresi’nin tefsiri gibidir.” der: “Asra (zamana) andolsun ki (geçip giden zaman buna şahittir ki) insanlar hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.

Geçen her saniyenin elimizden aldığı ömür sermayemiz, sıcak havada her an eriyen buz sermayesi gibidir. Ve mü’min-müslümanın önceliği olan büyük taşları, Allah’ın dinini yaşamak olmalıdır. Bilinir ki, ne ile meşgul olur isek, onun ile işgal oluruz. Bugün neye öncelik vereceğimiz, yarın nasıl bir yerde olacağımızı belirleyecektir Önceliğimizi gerçekleştirmek ise istek ve irademizin aynı yönde hareket etmesi ile mümkündür. Niyet bir yöne meyletmişken, irade başka bir yöne hasredilirse netice alınmaz. Ömür sermayemizin yegane neticesi Rıza-i ilahi’dir. Zira, akıp giden zaman şahittir ki insanlar hüsrandadır. Ancak…

Selam ve dua ile…

Yeliz Bulut

2025 Ocak 32. Sayı Deneme Düşünce Ortak Zemin Ortak Zemin 32 Yeliz Bulut Yorum
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Yeliz Bulut

İlişkili İçerikler

HZ. İBRAHİM VE HZ. İSMAİL’İN TESLİMİYETİ (KURBAN ÖRNEĞİNDE)

26 Mart 2026

Çağın Ağır Ve Genel Hastalığı: Ülfet

8 Nisan 2025

İnsan Nedir, İnsan Kimdir?

7 Nisan 2025

Uzaklığın Nihayeti: Yalnızlık

6 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.