Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Düşünce Deneme Yorum»Yarına Kimler Kalacak?
Düşünce Deneme Yorum

Yarına Kimler Kalacak?

Ortak Zemin» Ortak Zemin17 Ocak 2025Gûncelleme:13 Mart 2025Yorum yapılmamış5 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Diye… On yıllar öncesinde sorulmuş bir soruyla başlayayım sözüme… Aslında kaç kere, kaç dilde, kaç şekilde kimler kimler sormuştur bu soruyu şöylece…

Herkesin bir hikayesi var, yeryüzünde yaşamış insanlar adedince hikaye var bu hayatta… Kimisi taşınmış dil ile geçmişten geleceğe, kimisi toprak olup gitmiş var ettiği beden ile… Sayılamayacak kadar çok hikaye var yine elimizde.. Peki bunlar nasıl kalmış yarına sizce?

Bugün dünyada bir seçilim söz konusu olsa, misal dünya nüfusunun yarısının ölmesi yarısının hayatta kalması gerekse, seçimi bir heyet tarafından yapılsa, birçoğumuza bilim kurgulardan tanıdık gelebilir bu senaryo, ama farz edin ki senaryo değil gerçek olsa… Bir sorun kendinize. Sizi bırakırlar mı yarına? Düşünün, yarına kalmak için, kapınıza gelecek heyete ne sunabileceksiniz?

İnsan 70-80 yıllık ömrünün her anında kendisinin asla bir depreme maruz kalmayacağı gibi bir büyükseme yanılgısına sahiptir. Fakat o kadar uzun bir zamanda deprem olmaması ihtimali neredeyse imkansızdır. Neden bir deprem olmasın ve siz ondan etkilenmeyesiniz, neden yeryüzü sizin oturduğunuz yeri esgeçip, sizi içinde yoğurmasın… Neden hayatta bırakmak için yan komşuyu değil de sizi seçsin?

Evet, insan hep kötü ihtimalleri uzağında düşünür bunu biliyoruz. Aslında o heyetin geleceği bize çocukluğumuzdan beri bildirilen haber. Tabiatı gereği inanmadan yaşayamaz insan, ve inandığı her ne olursa olsun ona karşı hesap verme arzusu vardır içinde, bittabi vicdanı vardır. Kapımıza gelen heyete sunacak bir şeylere sahip olmak da bizim elimizde, hiçbir sorumluluk hsissetmeden yaşamak da… Elbette amacım dolaylı yoldan ahiret inancına dem vurmak değil, ben onu kaleminin zenginliğini ilminden alan daha ulvi kalplere bırakıp, insanın seçme yetisinden ve iyi-kötü ayrımından bahsetmek istiyorum.

Victor Frankl-İnsanın Anlam Arayışı’nda birçok güzel noktaya değinir. Biz kalemimize güç verecekleri alalım içinden. Der ki, insanın en büyük özgürlüğü bir şeye karşı tavrını belirleyebilmektir. Ve yine der ki, yaşamdan ne beklediğimizden çok, yaşamın bizden ne beklediği önemlidir, umudumuzu yeşertecek, bize hayatta kalmayı veya ölmeyi anlamlı kılacak olan budur.

Doğduğum andan itibaren insanlara karşı çok ayrımcılık gözetmeyen, herkese merhametle yaklaşılan bir anlayışın hakim olduğu ortamlarda bulundum. Büyüyüp kendim olmaya başladıktan sonra da bu bakış açısını sürdürmeye çalıştım. Peki insanları en öz biçimde nasıl ayırabilirdim, bunu da bir filmde gördüm. İnsanlar ancak iyi veya kötü oluşlarına göre ayrılırmış, diğer herşey ona kaderiyle verilmiş olduğu için bizim onlara göre insanları sınıflamamız doğru olmazmış. O andan itibaren birini tanıtırken dahi ilk olarak ‘iyi birisi’ veya söylemek gerekiyorsa ‘kötü bir insan’ gibi kelimeler seçmeye başladım. O şuralı, dini inancı böyle, yaşantısı şöyle, mesleği bu demek yerine, o hayatta iyi olmayı seçenlerden diye betimliyorum insanları…

Peki, insanın iyi veya kötü olması neye bağlıdır? Bunlar öğrenilen şeyler midir, genlerimizden mi aktarılır, başımıza gelen olaylardan sonra mı belirlenir? Tabi ki hiç biri tek başına bir etken değil, belki de her biri azar azar etkili, kişiliğimizin şekillenmesinde…

Fakat…

Bir gerçek var. Ortalama yetişkin bir insan kendi hayatının iplerini eline almaya muktedirdir. O güç içinde mutlaka vardır ve çıkarılıp şekillendirilmeyi beklemektedir. Yıllar yılı süregelen alışkanlıklarını değiştirip iyi veya kötü olmak konusunda bilinçli seçimler yapabilir.

Özgürlük demişti Frankl, bir insan özgürlüğünü ancak bir şeye karşı tavrını değiştirme iradesini kendinde bulduğu zaman kazanır. Nitekim Nazi zulümlerinde, toplama kamplarında insanların yapılan işkencelere karşı nasıl farklı tavırlar sergilediğini de anlatır. Kimisi daha işkenceler başına gelmeden intihar etmeyi, kimisi ilk seferden sonra pes edip ölmek için beklemeyi, kimisi de sonuna kadar direnip mücadele etmeyi seçmiştir. Bir başka örnek olarak, mahkumlar arasından koğuşun yetkilisi olarak görevlendirilen kişilerin -oraya gelirken eşit şartlara sahip olduğu diğer mahkumlara- empatiden yoksun, baskıcı ve zulüm içeren davranışlar sergilediği görülmüştür. Başta eşit şartlarda bulunan iki topluluktan birine yetki verip otorite kazandırdığınızda, karşı tarafı anlayıp daha insancıl muameleler yapmasını beklersiniz ama tam tersi görülür. Haketmeden rastgele bir yetkiye sahip olan bireyler geldiği yeri çabucak unutup, kendi hayatta kalma mücadelesini nasıl kolay sürdürebileceğini düşünmeye başlar. Eğer farkında olarak bir tavrı seçselerdi, yani amaçları sadece kendi yaşamlarını kurtarmak veya kolaylaştırmak değil de tüm herkesinkini kolaylaştırmak olsaydı, bir seçim yaparak ‘iyi’ ye yönelebilirlerdi -ki içlerinde böyle davrananlar da vardı -…

İnsanlık içinde sınavımız “iyi kalabilmek”, kainat içinde ise sınavımız “hayatta kalabilmek”… Her insanın ölümü kendi sonuysa, bu iki sınavı birbirinden ayrı düşünmek pek akıl karı olmaz sanırım.

Hal böyleyken başa dönelim…

Kapınıza gelen heyete, hâlâ yaşamaya devam edenlerden olmak için ne sunacağınızı düşündünüz mü? Cevapları tahayyül ettiğimde gözümün önünde iki tavır beliriyor. Birincisi: “ben falanca ünlü bir kişiyim, birçok iyilik yaptım, param var, evlerim var, mesleğim var, eğer bu hayatta kalırsam ailem de ben de yük teşkil etmeyiz, henüz ölmek istemiyorum, ölmekten korkuyorum, neden daha kötü aciz durumda olanları seçmiyorsunuz?” gibi birinci tekil şahısla kurulan bencil cümleler… İkincisi: “ben bu dünyayı ve insanları seviyorum, yaşamaktan hoşnutum, kendimi ve ailemi geçindirecek imkanlarım var ama gerekirse başkalarına da yardım etmeye hazırım, dünyamızı yaşamaya daha elverişli kılmak için elimden gelen herşeyi yaparım, eğer ölmem diğer insanların kurtuluşu için doğru olansa ölebilirim fakat kalanlara faydalı olacaksam kalmak istiyorum.” gibi yine birinci tekil şahısla kurulan sencil cümleler… Sizce heyet kimi seçerdi? Sadece kendince iyi olanı mı, yoksa başkalarına iyi olmak isteyeni mi? Bence cevap aşikar…

İşte bu yüzden insanın iki büyük sınavı birbirinin içindedir… İyi kalabilen insan, hayatta da varlığını sürdürebilir.

Peki iyilik nedir? Bence iyilik, daha doğrusu iyi olabilme özgürlüğü, bir durumda kötü karşılık verebilecekken iyi olanı seçebilmektir. Sana bağıran birine, bana neden bağırıyorsun diye sormak ile ona onun gibi bağırmak arasında yaptığımız tercihtir. Hayatta iyi olarak varlığını koruyabilmek ise, işyerinde sana haksızlık yapıldığını görüp o tarz bir haksızlığı başkalarına yapmak ve başkası aynı hisleri yaşamasın diye haksızlığa karşı durmak arasında seçim yapmaktır…

İnsan doğası gereği hep iyiye güzele koşmak ister. Çirkin olanı sevmez. Mutsuz olmaktan hoşlanmaz. Canı hiç acısın istemez.. Öbür türlü olursa da yaşamak istemez. İşte bu yüzden, daha yaşanılası bir dünya için, iyiye ve güzele ulaşma çabası insanlık tarihi kadar eskidir, önüne nice engeller, kötülükler çıksa dahi…

Ve işte bu yüzden,

İlk sorunun cevabı,

“Yarına, herşeye rağmen ‘iyi olanlar’ kalacak.”

Ola ki, ki olacak, bir gün kapınızı çalarlarsa,

Yarına kalanlardan, yarınlar için çabalayanlardan olmanız dileğiyle…

Ravza Nur EZER | Psikolojik Danışman

2025 Ocak 32. Sayı Deneme Düşünce Ortak Zemin Ortak Zemin 32 Ravza Nur EZER Yorum
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Ortak Zemin
  • Website

İlişkili İçerikler

HZ. İBRAHİM VE HZ. İSMAİL’İN TESLİMİYETİ (KURBAN ÖRNEĞİNDE)

26 Mart 2026

Çağın Ağır Ve Genel Hastalığı: Ülfet

8 Nisan 2025

İnsan Nedir, İnsan Kimdir?

7 Nisan 2025

Uzaklığın Nihayeti: Yalnızlık

6 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.