Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Toplum Aile»ŞÜKÜR ve İNSAN
Toplum Aile

ŞÜKÜR ve İNSAN

Filiz Kızıklı» Filiz Kızıklı30 Mart 2013Gûncelleme:31 Temmuz 2024Yorum yapılmamış4 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

insan niçin yaratılmış?” sorusuna sıkça muhatap oluruz. Böyle bir soruyu kendimize yahut bir başkasına sormamız, bizim için büyük bir İlâhî ihsandır. Şöyle ki: Bu soruyu güneş kendisine soramadığı gibi, bir başka yıldız da güneşe sorabilmiş değil. Yine bu soruyu bir arı bir başka arıya, yahut bir koyun berikine sormaktan aciz. Demek oluyor ki, bu sorunun cevabını arayan insanoğlu, kendi varlığını istediği sahada kullanma konusunda serbest bırakılmış; bir arayış içinde ve bu konuda bir imtihana tabi tutulmuş. Bu imtihanı kazanmanın tek yolu, sorunun cevabını bizi yaratandan öğrenmemizdir. Bu noktaya varan insanlar gerçeğin kapısını çalmış olurlar. Ve kendilerine Kur’an lisanıyla, Peygamber diliyle cevapları verilir.
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) Nur Külliyatında ibadete “marifet” manası veriliyor. Bu mana üzerinde çoğu tefsir âlimlerimiz ittifak etmişler. Namaz, oruç gibi ibadetler ise bu marifetin neticesidir. Yani, insan nimetin şükür gerektirdiğini idrak edecektir ki, sonra bu şükür ve hamd vazifesini yerine getirsin. Gıda maddelerinin yenilecek şekilde, ağzımızın, dilimizin, midemizin de onlardan faydalanacak tarzda terbiye edildiklerini nazara alarak Rabbimizin bu sonsuz ihsanlarını hayret ve teşekkürle karşıladığımızda, yine o rububiyete karşı ubudiyetle mukabele etmiş oluruz.

İnsana bu noktada bambaşka bir kabiliyet verilmiştir. O, aklıyla, hayaliyle sadece hazır eşyayı değil, o anda görmediği nice şeyleri hatta geçmişi ve geleceği düşünebilir. Böylece fikri, düşüncesi, anlayışı ve feyzi küllîleşir. Eline aldığı bir meyveyi yerken, o anda bir milyonu aşkın canlı türünün sonsuz denecek kadar çok fertlerinin rızıklandıklarını, kendisinin de bu İlâhî sofradan faydalanan bir fert olduğunu düşünebilir ve böylece Allah’ın Rezzak ismini küllî manada tefekkür etme imkânına kavuşur. Dilerse, düşüncesini geçmiş ve gelecek zamanlara da götürür. Bütün zamanlarda ve mekânlardaki her türlü nimeti ve onlardan istifade edenleri, hayalinin yardımıyla, birlikte düşünür ve tefekkürü daha da küllîleşir. “Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık, şükretmeniz gerekmez mi?” (Vakıa 70)

Teşekkür ederim ama niye?
Teşekkür ederim peki kime?
Neye, neden, ne zaman, nerede, nasıl teşekkür
ederim?
Bütün alışverişlerin, paylaşımların, kullanmaların sonlarında söylenen sözler teşekkür namelerdir. Yapılan işlerin ardından gelen söz teşekkürdür. Adeta insan teşekkür etmek için çalışır, alışverişini yapar. Hayatı teşekkürüne hizmet eder. Büyük bir daireyi teşkil eden kâinatın merkezinde canlılar oturur. Her şey canlılara hizmet eder, koşturur. Hidrojenin oksijene olan aşkında suyla hayata hizmet etmek vardır. Canlılar dairesinin merkezinde ise biz insanlar varızdır. Bütün canlılar bize hizmet eder. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, üzerine oturduğumuz her şey buna şahittir. İnsanlar dairesinin merkezinde de rızık vardır. İnsan rızkı için çabalar durur, rızkına koşturur. Rızkın barındırdığı, hizmet ettiği ve nihayetinde bizi ulaştırdığı ise şükrün ta kendisidir. Elmanın kırmızısını fark etmektir şükür ve şükür elmayı kırmızı eyleyenedir. Kokusunun burnuna değdiği andır şükür anı. Dilimizdeki elma tadıdır. Ve yine şükür, tadı, kokuyu, rengi elmaya koyana, tat, koku, renk ölçeceklerini verenedir. Anahtar kilit gibidir kâinat insan ilişkisi. Var edilen her şey insandaki ölçeceklere göre tasarlanmıştır. Bunu fark etmek aklın manevi bir şükrüdür. Kâinat adeta insana göre akort edilmiştir. Her bir uzvunun, duygusunun tadışıyla, hissedişiyle insan manevi şükrünü yerine getirir. Şuuruyla diline taşıdığı “Allah’ım sana şükürler olsun” cümlesi de dil ile dimağ arasında gidip gelen bir şükürdür. Şükrüyle insan yaratılışındaki maksada yanaşır. Bu maksat Allah’ın eşsiz terbiye ediciliğine karşılık insanın kulluğa ve kullukla gelen şükrüne ulaşmasıdır. İnsanın yüksek insanî niteliklere kavuşması, her dinde, her fikir sisteminde, her eğitim felsefesinde bir ideal olarak benimsenmiştir. Yüce dinimiz İslâm da insan hayatına kattığı değerler ve onu yüce bir ruh ufkuna eriştirecek manevî donanımlarla bu ideali gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Bu ideali, insanlar içinde iyi bir insan, Allah karşısında da iyi bir kul olmak şeklinde özetleyebiliriz. İşte insanı iyi bir insan, iyi bir kul yapan dinî değer ve manevî donanımlardan biri de şükürdür.
Sonuç olarak şükür, insanı insan yapan özellikler arasında en önemli yeri tutan bir değerdir. Kuvve ve fiil olarak şükür eksik olduğunda insan yüksek insanlık ufkuna ulaşamadığı gibi, gerçek kulluk mertebesine de erişemez. Allah’ın insan fıtratına yaratılışta koyduğu bu duyguyu işler hâle getirmek için eğitim yoluyla çocukluktan itibaren geliştirmek gerekiyor. Yoksa fıtratındaki potansiyelleri açılmayan veya çeşitli etkenlerle bozulan insan, ne insanlara
teşekkür ne de Allah’a şükür edebiliyor.

 

Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Filiz Kızıklı

İlişkili İçerikler

AİLE İLE MUTLULUK

1 Eylül 2025

AHIRZAMANDA GENÇLIK

1 Eylül 2025

EVLİLİĞİN HİKMETİ AİLE OLMA ŞUURU

1 Eylül 2025

Ailenin Enkaza Dönüşmesinde Hedonizmin Etkisi

17 Ocak 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.