İnsan Kimdir ve Niçin Evlenir?
Allah, neden insan neslinin devam etmesini istiyor?
Rabbimiz, gönderdiği kitap ve seçtiği peygamberler vasıtasıyla nasıl bir ilah olduğunu anlatmış ve bu bilgileri insanlarla paylaşmış. Kendisini sanatıyla tanıştırmak istemiş. O sanatı en güzel ve şuurlu bir şekilde en iyi tefekkür edecek varlık olarak akıl sahibi insanı seçmiş. Bu vazifeden dolayı Allah insanı çok donanımlı ve çok boyutlu yaratmıştır. Allah, dünyayı bir misafirhane, insanı da onun misafiri yapmış. İki kapılı bir handa gelen gider, giden gelmez, sürekli dolar boşalır. O hâlde ey insan “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.” (Nursî, Lem’alar, 248)
Evlilikten maksat insan neslinin devamı olduğundan Allah, nikâh kıymayı, evlenmeyi, aile kurmayı önemsiyor ve teşvik ediyor. Evliliğin neticesi, kadın ve erkek olarak bütünlüğü sağlamak, bedenin cinsel ihtiyacını helal yoldan karşılamak ve evliliğin meyvesi olan imanlı ve şuurlu nesiller yetiştirmektir. Evlilik bağı, meşru ve sağlam temeller üzerine kurulmalıdır. Evlenecek adaylar bu gaye ve şuurda olmalıdır. Bir anne ve babanın en önemli hedefleri, çocuklarını Allah için, yaşanabilir bir hayata hazırlamak olmalıdır. Bu gayeye ulaşmak için azamî fedakârlık yapan İmran’ın karısı, “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et…” (Âli İmrân, 3:35) demişti. Allah’a kul olmak ve O’nun dinine hizmet etmek için adadığı çocuk hepimizin bildiği Hz. Meryem’dir. O hâlde salih ve saliha nesiller istiyorsak halis niyetlere sahip olmalıyız. İnsan, evliliği düşünürken eşini, ebediyete kadar devam edecek bir hayat arkadaşı olarak görmelidir.
İnsanlığı ayakta tutan direk ailedir. Evlilik, iki iken bir olmaktır. İki vücut bir ruh gibi birbirimizin güldüğüne gülmek, ağladığına ağlamaktır. Hayatın akışı içinde içimizi dökebileceğimiz bir sîne, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuz bulmaktır. Tefani(birinin diğerinde fani olması) sırrına ermek, birbirimizle mezc olmak ve ahenkle yekvücut
olmaktır. Hayat yolunu beraber yürümek, birlikte kader arkadaşlığı bir nevi keder ve sevinç ortaklığı yapmaktır.
“Bir erkek bir kadını,
• Ebedî bir refika-i hayat (hayat arkadaşı)
• Saadet-i hayat-ı dünyeviyeye medar
• Günahlardan kendini muhafaza etmek için almalıdır.” (Nursî, Emirdağ Lah.330)
Bediüzzaman, bir başka yerde evlenmek için üç sebebin olduğunu şöyle izah eder.
“Birisi: Tenasülün (neslin) devamı için, hikmet-i İlâhiyece o fıtrî hizmete bir ücret olarak bir fıtrî meyil ve şevk
vermiş.” Evlilik hayatı, gözü ve ferci haramdan korumak maksadıyla cinsel ihtiyaçlarımızı gidermek için en meşru yoldur. Şehevî duyguların ve cismanî hazların “iffet” denilen helal dairede tatmin edilmesi içindir. Bu duygu, evlenmenin asıl amacı olan neslin bekasına eşleri meylettirmek için önceden verilen peşin ücret kabilindendir. Gelecek nesillerin devamlılığı ve onları yetiştirme sorumluluğunu üstlenmek ancak evlenmekle mümkündür.
“İkincisi: Fıtraten kadın, zaafı (zaafını telafi etmek) için maişet noktasında bir yardımcıya muhtaçtır.
“Üçüncüsü: Kadınlığın fıtratında çocuk okşamak ve sevmek meyelânı var. Ve bir evlâdının dünyada ona hizmeti ve âhirette de şefaati ve validesi öldükten sonra ona hasenatıyla yardımı, o meyl-i fıtrîyi kuvvetlendirip evlendirmeye sevk etmiş…” “Evlenmeli. Bekârlık, bîkârların kârıdır. Bâkire, iki sülüs (üçte iki) kadın, bir sülüs (üçte bir) erkektir. Bekâr iki sülüs erkek, bir sülüs çocuktur. İzdivaç, tasfiye, tehzip eder.” (Nursî, İ. Dersler, İşarat,334)
Evlilik, erkeklerin fıtraten üçte birlik bir kısmını teşkil eden çocukluktan kurtulmalarını sağlar, sorumluluk sahibi yapar, olgunlaştırır ve mükemmelleştirir. Kadınlar ise üçte bir oranındaki erkek yönlerini evlenince kocalarına bırakırlar, kişiliklerini tam olarak kazanırlar. Kadın ve erkek, evlenerek birbirlerini tamamlarlar. Neticede evlilik ile terbiye olurlar ve kendilerinde tamamen bulunması gereken özelliklere kavuşarak saflaşırlar. İşte o zaman erkek her yönüyle erkek, kadın her yönüyle kadın olur. Tasfiye, saflaştırmak, temizleme ve arındırma, tehzip ise düzeltme, ıslâh ve terbiye etme anlamlarına gelir. “Aranızdaki bekârlardan elverişli olanları evlendirin.” (Nûr, 24:32) “Hoşunuza giden, beğendiğiniz hanımlarla evlenin.” (Nisa, 4:3) İzdivaç (evlilik bağı), dünyevî-uhrevî saadetin çok önemli bir dayanağıdır. Evlenecek adayın seçimini yapması, insanın tüm hayatını etkileyen en önemli dönüm noktalarından birisidir. Böyle ciddî bir meselede yanlış karar veren hem dünyada hem de ahirette hayatını karartmış olur. Evlilik, aynı zamanda bireylerin fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarını Allah’ın emirleri çerçevesinde karşılayarak çiftlerin kaygı duygularını azaltır. Böylece çiftler, zihnen rahat olmakla birlikte kendilerini daha güvende hissederler. İki insanın manevi değerler yoldaşlığında, birbirini geliştirmeleri, fıtratlarında bulunan potansiyelleri keşfetmeleri ve sağlıklı nesiller yetiştirmek için çalışmaları gerekir. Ahiretin tarlası hükmünde olan dünya hayatında yaratılış amacına uygun bir şekilde eşlerin birbirlerini razı etmeleri gerekir ki mükâfat olarak da Allah onlardan razı olsun.
Evlilikte ilk dönemler anlaşmazlıklar çıkabilir, sabredelim, sonra zaten tanıdıkça alışırız. Sabrın sonu selamettir.
Evlilikle “nerede akşam orada sabah” devri kapanır, sorumluluk devri başlar. Bundan önce yolcu iken artık bundan
sonra kaptan olunur. Nikâh, kârsız bekârlığa elveda, kârlı evliliğe merhaba demektir. Emek verilmeyen nikâhta keramet olmadığı gibi bekârlık da sultanlık değildir. Evlilik, aynı zamanda farklı roller icra etmektir. “Evin kızı veya
oğlu” rolü, evlendikten sonra artık “evinin kadını veya erkeği” yani karı-koca rolüne dönüşür. “Bence devri” yerine “bizce devri” başlar. Evliliğimizin meyvesi olan çocuklarımız olduğunda ise ek olarak “annelik ve babalık” rolü başlar, muhteşem ve heyecanlı bir zevki tattırır.
Her evliliğin hedefi, uzun süreli birlikteliği amaçlamaktır. Sabır ve sebatla emek vererek huzur içinde bir yastıkta
kocamaktır. Evlilikle birlikte çiftler, tek başına iken yeterince anlaşılamayan birçok duygunun ve hasletin değerini
daha iyi anlarlar. Aile olma bilinci, sorumluluk duygusu, değerli olma, kendini güvende hissetme, hayatı paylaşma,
muhabbet, sahiplenme, kaynaşma, şefkat, fedakârlık, diğergâmlık, samimiyet, sabretme, dayanışma ve beraber
yaşama bunlardan bazılarıdır. İffet, namus, haysiyet gibi değerler ailede çok daha iyi korunur. İnsan evlenmekle,
başıboşluktan, serserilikten, fuhuştan ve zinadan korunmuş olur. Evlenen kişilerin hayatları birçok değişime uğrar. Eve geliş gidişleri, alışverişleri, yemek saatleri, akraba ilişkileri, arkadaş çevresi, gelecek planları, para harcama ve aile ekonomisi konuları ister istemez disipline olur, hayatı tertip ve düzene girer. İnsanın hayatta en çok muhtaç olduğu şeyler nelerdir dersek bunların başında mesken, yemek-içmek ve kendisine denk olacak bir hayat arkadaşının olmasını sayabiliriz. Yuva kurmak fıtrî bir ihtiyaçtır.
“Evet, insan, bir refikaya (karı) veya bir refike (koca) muhtaçtır ki tarafeyn, (her iki taraf) aralarında, hayatlarına
lâzım olan şeyleri muavenet (yardımlaşma) suretiyle yapabilsinler. Ve rahmetten neş’et eden (ortaya çıkan) muhabbet iktizasıyla (sevginin gereği), yekdiğerinin (birbirinin) zahmetlerini tahfif (hafif) etsinler. Ve gamlı, kederli zamanlarını, ferah ve sürura (sevinç) tebdil (değiştirme) edebilsinler. Zaten dünyada insanların tam ünsiyeti (arkadaşlığı, birbirine alışması), ancak refikasıyla (eşiyle) olur.” (Nursî, İ. İ’caz, 222) “Her şeyi çift yarattık ki düşünüp ders alasınız.” (Zariyat, 51:49)
Çift olmak her canlıyı yakından ilgilendiren ilahî ve fıtrî bir kanundur. Kadın ve erkek birbirine muhtaç ve müştak yaratılmıştır. Sevme ve sevilme fıtrî bir ihtiyaçtır. Her erkeğin kalbinde ve ruhunda bir kadın özlemi, her kadının da bir erkek özlemi vardır. Genellikle kadın ve erkek birbirinin yakınlığına ve yardımına ihtiyaç duyar. Gece başını yastığa koyup hayaller kurduğu zaman insanın zihnini bir yalnızlık hissi kaplar. Düşündükçe tek başına yaşama sıkıntısı, ruhunu yaralar. Birisiyle yuva kurmak, yalnızlığına çare bulmak ve hayatı paylaşmak ister. “Sonsuz mutluluğun penceresini Beraber açalım tut ellerimden.” (A. Karakoç, Tut Ellerimden) Bu durumun en keskin ilacı
bir çatı altında kendisine yarenlik edecek bir hayat arkadaşı bularak evlenmektir. Evlilik aşkla başlar, sevgi ve saygı ile devam eder, güven ile perçinlenir. Emek verilip beslenmezse ölür gider. Aile Olma Şuuru “Nev-i beşerin hayat-ı dünyeviyesinde
• En cemiyetli merkez,
• En esaslı zemberek,
• Dünyevî saadet için bir cennet,
• Bir melce, bir tahassungâh ise aile hayatıdır.
• Herkesin hanesi, küçük bir dünyasıdır. Hane ve aile hayatının hayatı ve saadeti ise;
• Samimî ve ciddî ve vefadarâne hürmet
• Ve hakiki ve şefkatli ve fedakârâne merhamet ile olabilir. Bu hakikî hürmet ve samimî merhamet ise,
• Ebedî bir arkadaşlık,
• Daimî bir refakat,
• Sermedi bir beraberlik ve hadsiz bir zamanda ve hudutsuz bir hayatta birbiriyle pederâne, ferzendâne, (evlada yakışır şekilde) kardeşâne, arkadaşânemünasebetlerin bulunmak fikriyle ve akîdesiyleolabilir. Meselâ der: “Bu haremim, ebedî bir âlemde, ebedî bir hayatta daimî bir refika-i hayatımdır. Şimdilik ihtiyar ve çirkin olmuş ise de zararı yok. Çünkü ebedî bir güzelliği var, gelecek ve böyle daimî arkadaşlığın hatırı için her bir fedakârlığı ve merhameti yaparım” diyerek, o ihtiyare karısına, güzel bir hûri gibi muhabbetle, şefkatle, merhametle mukabele edebilir.” (Nursî, Şualar, 188)
Dünya hayatının en önemli kısmı ailedir. Nasıl ki merkezde olan en ufak bir sapma, kayma veya yıpranma muhitte çok büyük tahribat yapar. Saatin ortasındaki mil yerinden çıkarsa bütün çarklar darmadağın olur. Aile de toplumun mili gibidir. Aile hayatı bozulan toplumlar çökmeye mahkûmdur. Nesillerin sağlıklı bir şekilde devam etmesi, aile bütünlüğüne bağlıdır. Bunun da yolu karşılıklı olarak vefa, hürmet, şefkat ve fedakârlık yapmaktan geçiyor. Vefalı olmak, iyiliğe iyilikle karşılık vermek, sözünde ve dostluğunda devamlı olarak kalmak demektir. O dostluğun ve vefanın sadece dünya hayatıyla sınırlı olmaması, ebediyete kadar devam etmesi gerekir. Tüm sıkıntılara rağmen eşler, birbirlerinin ellerini bırakmaz, beraberliklerini sonuna kadar devam ettirme iradesi gösterebilir ve karşılıklı olarak saygıyı koruyabilirlerse evlilikleri ebedileşir. Sevgi karşılıklı olmadıkça da böyle bir çabayı ve iradeyi kimse uzun süre gösteremez. Allah’ın rızasını kazanma maksadı olmadan da karşılıksız bir şey yapmak pek mümkün gözükmez. Aile, mükemmel bir sığınaktır; fırtına ve dalgalara karşı dingin bir limandır. Aile kurumu, fertlerini her türlü fiziksel, psikolojik ve ekonomik baskılara karşı korur. Başkaları ne kadar iyi olurlarsa
olsunlar düştüğün zaman seni tekrar ayağa kaldıran, en zor zamanlarda yanında bulunan, sana destek veren ve elinden tutan yine en başta aile ve akrabalarındır. Çünkü aile arasındaki fıtri bağlar her türlü sorunu aşacak derecede kuvvetlidir. Sılâ-yı rahimi kesmenin büyük günahlar içinde sayılmasının bir hikmeti de bu aile bağlarının kopmaması ve güçlü kılınması içindir. “Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.” (Nisa, 4:1)
“Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde
• Emniyet-i mütekabile (karşılıklı emniyet ve güven),
• Samimî bir hürmet ve
• Muhabbetle devam eder. (Nursî, Lem’alar, 238)
Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafı, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir.” (Nursî, Lem’alar, 244)
Aile hayatının temeli, karşılıklı emniyet ve güvenle atılırsa, içten gelen samimi bir hürmet ve muhabbetle devam ederse o evlilik cennet hayatına döner. Allah’ın sınırlarını belirlediği dosdoğru yoldan gitmek, O’nun emir ve yasaklarına uymak, takva ile haramlardan korunmak ve sâlih amellerle helal dairede yaşamak imanın gereğidir.
İman ise insana iki dünyada da saadet getirir. Çünkü insanın yaratıcısı, insanın nasıl mutlu olacağını, insandan
daha iyi bildiğinden reçetesini de ona göre yazmıştır. Aile, en yalın ifadesiyle anne, baba ve çocuklardan oluşur. Allah’a itaat etmeyi esas tutan aileler, aile olma şuurunu daha iyi idrak ederler ve aile huzurunu yakalamakta daha başarılı olurlar. Allah’a itaat eden erkek ve kadın, hem Allah’ın rızasını kazanmış olur hem de eşini memnun etmiş olur. Eşlerin birbirine hürmet ve itaati Allah rızası dâhilinde olmalıdır. Bu konuda Rabbimizin ayetlerine kulak verelim. “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar. (yönetici ve koruyup gözetici) Saliha kadınlar ise
itaatkârdırlar; Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar. Nüşuze (geçimsizliğinden korktuğunuz) kadınlara öğüt verin; sonra onları yataklarında yalnız bırakın; sonra da (hafif veya sembolik nitelikte) darp edin. Eğer size itaat ederlerse artık onlara karşı bahane aramayın… “ (Nisâ, 4:34) Ayette kullanılan “darabe” kelimesi “vurmak” anlamına geldiği gibi aynı zamanda “mekândan ayrılmak, yolculuğa çıkmak ve uzaklaşmak” anlamlarında da kullanılmıştır. (Râgıp el İsfahani, Müfredat, 885)Peygamberimiz de şu ifadeleriyle ayete açıklık getirmektedir. “Hepiniz birer çobansınız ve maiyetinizde bulunanlardan sorumlusunuz. Aile reisi, aile fertlerinin koruyucusudur. Kadın da kocasının evi ve çocukları üzerinde koruyucudur.” (Buhari, Cum’a, 11)
“Kocanın vazifesi,
• Himâyet,
• Merhamet ve
• Hürmettir.” (Nursî, Lem’alar, 239)
Erkeğin en önemli görevleri evi koordine etmek, ailesini koruyup-kollamak, ailesine yakın ilgi ve alaka göstermek, onları gözetip bir arada tutarak karısına ve çoluk çocuğuna sahip çıkmaktır. Erkekler fıtraten
güçlü ve evin reisi olduklarından ailenin geçiminden ve evin maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan birinci derecede
sorumludurlar. Kadınlar, evlilikle birlikte oluşan iş birliğinin ve birlikte yaşamanın ekonomik yükünü çekmek
zorunda değildir. Bundan dolayı koca, ekmek parası için gerekirse gece gündüz çalışıp evine helal rızık getirmelidir.
“Kadının vazifesi, Aile hayatında müdir-i dahilî (içişleri müdürü) olmak haysiyetiyle
• Kocasının bütün malına,
• Evlâdına ve
• Her şeyine muhafaza memuru olduğundan en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir.” (Nursî, Lem’alar, 239)
Bir kadının asıl vazifesi, kocasına karşı kadınlık vazifesini yerine getirmek, ona sadık kalmak ve eşinin kazancını
muhafaza edip israf etmemektir. Ayrıca eşiyle arasında şiddetli geçimsizliğe yol açan davranışlardan uzak durması,
ailenin iffetine ve namusuna zarar getirecek hal ve hareketlerden kaçınması da evliliğin sağlıklı yürümesi açısından
son derece önemlidir. “ “Hem evlerinizde (vakarınızla) oturun. Evvelki câhiliye devri (kadınlarının) açılıp saçılması
gibi ziynetlerinizi açığa çıkartmayın…” (Ahzap, 33:33) ayetine baktığımızda kadınlardan istenen iffet, namus, tesettür ve sadakatin İslam’ın emrettiği hasletler olduğunu görürüz. Bu hasletlerin yerleşmesi ancak sağlam bir iman şuuruyla, Kur’an ahlâkıyla ve peygamberî terbiye ile olabilir. Bir kadının anne olarak en önemli fıtri vazifelerinden biri de çocuğunun bakımı ve terbiyesidir. Kadın bebeğine hamileliğinden dolayı onun ağır yükünü çekmekle ve bir-iki sene evladının meşakkatine, beslenmesine, eğitimine, terbiyesine ve daimî olarak sıkıntılarına
katlanmakla azami fedakârlık, şefkat ve sabır gösterir. Ayrıca kadın evin her türlü iç işlerini çekip çevirmek ve idare etmek gibi ağır vazifeler üstlenmektedir. Onlar birçok mesleği içinde barındıran dünyanın en önemli ve meşakkatli işini yaparlar. Çocuk bakımı, temizlik, yemek, çamaşır, bulaşık, ütü, alışveriş, evin düzeni, kışlık ve yazlık hazırlama,
misafir ağırlama gibi birçok işe, mesai sınırı olmadan, yılın üç yüz atmış beş günü yedi gün yirmi dört saat gönüllü
olarak katkı sunarlar. Kadın ve erkeğin müşterek yaşadıkları ebedî hayat yolculuğunda fıtratları gereği farklı görevleri vardır. Karı-kocalık ve ana-babalık vazifelerini yerine getirebilmek için farklı kabiliyette ve donanımda yaratılmışlardır. Peygamberimiz: “Kadınlar, erkeklerin diğer yarısıdır.” (Ebu Davut, Taharet, 94;Tirmizi, Taharet, 82 ) diyerek çiftlerin aralarında işbölümü yapmalarını, birbirlerine destek olmalarını ve birbirlerini tamamlamalarını istemiştir. Yaratılış farklılıkları kadın ve erkeğin kendilerine özgü üstün vasıflı olma ölçütlerini oluşturur.
KAYNAK:
ÇALIŞKAN, Ramazan, İki Kalbin
Ebedi Aşkı,Muhabbethanemiz, Evlilik
ve Aile, Gündönümü Yayınları, İstanbul
2024.
NURSİ, Said, Lem’alar, Zehra Yayıncılık,
İstanbul 2004.