Close Menu
  • Sayılarımız
  • Editörden
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Facebook X (Twitter) Instagram
Ortak ZeminOrtak Zemin
  • Sayılarımız
  • Editörden

    Editörden 33

    25 Nisan 2025

    Editörden 32

    17 Ocak 2025

    Editörden 31

    29 Nisan 2024

    Editörden 30

    29 Mart 2024

    Editörden 29

    28 Şubat 2024
  • Kategoriler
    • Düşünce Deneme Yorum
    • Toplum Aile
    • Edebiyat
      • Öykü
      • Şiir
    • İz Bırakanlar
  • Yazarlarımız
    • Doç. Dr. Cuma Karan
    • Osman Tekin
    • Yunus İpek
    • M.Emin Yıldırım
    • M.Arif Koçer
    • Osman Tunç
    • Selami Yüksel
    • Tüm Yazarlar
  • İletişim
Ortak ZeminOrtak Zemin
Anasayfa»Kategoriler»Kapak Dosyası»Dinî Bilgi Ne Zaman Ahlaka Dönüşür?
Kapak Dosyası

Dinî Bilgi Ne Zaman Ahlaka Dönüşür?

Ortak Zemin» Ortak Zemin19 Nisan 2025Gûncelleme:5 Mayıs 2025Yorum yapılmamış8 dakikada okunur
Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Paylaş
Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link

Din ve ahlak kavramları arasında bulunan ilişkinin tartışıldığı bir döneme denk gelmiş bulunuyoruz. Olumlu manada birbirini besleyen bu iki kavram arasındaki ilişkinin ahlak aleyhine manipüle edilmesi birçok insanın zihninde soru işaretleri meydana getirmektedir. Dinin yorumlanma biçimi veya dinden üretilen bilginin işleniş şekli, zaman zaman bu tür algılara sebep olabilmektedir. Din öğretimi ile ilgili içeriğin zamanın ruhundan uzaklaşması, gençlerin zihinsel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayamaması sonucunu doğurmuştur. Dolayısı ile alt yapısı doldurulmadığı için gerçekleşmeyen ahlakî davranışların faturası kolaylıkla “din”e kesilebilmektedir.

Ahlakî davranışların veya ibadetlerin sergilenmemesinin muhakkak ki birçok sebebi vardır. Konu ile ilgili olarak çok sayıda görüş dile getirilebilir. Ancak bu yazıda söz konusu olabilecek sebeplerden sadece iki tanesini ortaya koymaya çalışacağız. Bunlardan biri; bilgi edinme sürecinin inançtan/imandan soyutlanmış olması, diğeri ise; toplumda form şeklinde bulunan ahlakî değer yargılarının ve davranış kalıplarının dejenere olmuş olmasıdır.

Bilgi edinmek, bilgiye ulaşmak tarih boyunca hiçbir zaman yaşadığımız bu çağ kadar kolay olmamıştır. Bilgisayarın bir tuşu ile dinî bilgiler içeren binlerce kitaba veya kütüphanelere ulaşılabiliyor. Okuma yazma bilinmezse bile saatler süren ses veya video kaydı ile entelektüel bir sohbete erişilebiliyor, anlaşılmayan yerler başa alınıp tekrar tekrar dinlenebiliyor. Ama maalesef okunan kitaplar, izlenen videolar, öğrenilen bilgiler beklenilen oranda her zaman müspet bir davranışa dönüşmüyor. Ezberlenen ilmihal bilgileri namaz kılmaya yönelik bir motivasyon oluşturmuyor. İmam hatiplerde veya ilahiyatlarda okuyan öğrencilerde beklenen oranda bir ibadet hayatı gözlemlenemiyor. Ayrıca toplumda ahlakî ve erdemli davranışların her geçen gün erozyona uğradığı ile ilgili gerek mütedeyyin gerekse seküler çevrelerde bir kısım iddialar seslendiriliyor. Bu durumun toplumda genel manada ahlakî davranış problemlerinin var olduğu ile ilgili bir kanaat oluşturduğunu düşünüyoruz.

Bir davranış veya amelin meydana gelmesi için gereken ilk adım “öğrenme”, öğrenme faaliyetinin de gerçekleşmesi için gereken ilk şart “bilgi edinmek” tir. Bu anlayış genel geçer bir kabul haline gelmiştir. Öğrenmenin ilk safhasında bilgi vardır. Yani bilgi edinirseniz, davranışlarınızda değişim meydana gelir. Ne kadar çok bilgili olursanız o kadar erdemli davranışlara sahip olursunuz. Onun için geleneksel veya halihazırdaki eğitim programlarında bilgi bombardımanı yapılır. Din eğitimi için de benzer bir durum geçerlidir. Çoğunlukla siyer, ilmihal vb. alanlarla ile ilgili bilgiler öğretilir. Öğrencinin veya cami cemaatinin öğrendiği malumatlarla İslam’ın istediği ibadetleri veya ahlakî davranışları sergilemesi beklenir.

Günümüz şartlarında bu şekilde yapılan bir eğitim modeli ile kişinin amele muvaffak olması oldukça zordur. Zamanın ruhunu kavrayamamış bir eğitim anlayışı ile dinî bilgilendirmelerin yapılması, doğrudan ahlakî bir davranışı ortaya çıkarmamaktadır. Zira gerek normal davranışların gerekse dinî davranışların arkasında sanıldığının aksine daha karmaşık süreçler yatmaktadır.

Kuşkusuz; bir davranışın oluşmasında sayısız faktör etkilidir. Bu faktörlerin biri de duygusal alandaki öğrenmelerdir. Kişinin kalbî öğrenmeleri genelde modern eğitim süreçlerinde pek dikkate alınmaz. Daha çok bilişsel sürçler üzerinde duran modern eğitim anlayışları, merhamet, hoşgörü, diğergâmlık, vicdan ve şükür gibi birçok kalbî davranışı ihmal eder. Modern bilimin oluşturduğu bu eğitim algısı, din eğitimini de etkilemiştir. Bu durum din eğitiminin de herhangi bir bilim dalının veya mesleğin eğitimi gibi ele alınmasına yol açmıştır. Fizik, sosyoloji veya coğrafya nasıl öğretiliyorsa dinin de öyle öğretilebileceği algısı oluşmuştur. Okullarda yapılan öğretimler bu durumu açıkça göstermektedir.

Din veya ahlak, bir bilim dalı, bir meslek veya bir zanaat değildir. Din nasıl ki özel bir alan ise onu oluşturan bilgi de özeldir. Bu bilgi türü, diğer bilgi türlerinden bu vasfı dolayısı ile ayrılmıştır. Dinin kaynağını oluşturan bilgiyi diğer bilgi türlerinden ayıran en önemli özellik onun kutsal bir kaynağa dayanmasıdır. Kaynağından soyutlandığında dinî bilgi asli özelliğini kaybetmekte ve davranış için beklenen tesiri artık göstermemektedir. “Dinî bilgi” “iman” olgusu ile iç içedir. İman davranışı, zihinsel bir arka plana sahip olsa da daha çok kalbin bir ameli/davranışı olarak kabul edilmiştir. İman faktörünün göz ardı edilmesi, dinî bilginin iman düzleminden uzak bir şekilde öğretilmesine sebep olmaktadır. Bu şekilde yapılacak bir bilgilendirme faaliyeti zihinsel bir öğrenme meydana getirecek ancak kalbe nüfuz etmeyecek, kalbe ait hislerin harekete geçmemesinden dolayı da kalbin etki alanında bir değişiklik meydana getirmeyecektir. Örneğin irade, bağlılık, teslimiyet veya minnet duygusu gibi kalbe ait fiiller dinî bilginin davranışa dönüşmesinde itici güç konumundadırlar. Bu duygular işletilmeden davranış oluşmamaktadır. Kalp ve zihin beraber olduğunda terbiye süreci anlamlı hale gelmekte, istenen amel ortaya çıkmaktadır. Aksi takdirde meydana gelen davranış sadece zihinde kalmaktadır. İnanç yönü zayıf bir bilgilendirme faaliyeti duygusal alana, oradan da davranışlara etki etmeyeceği için ahlakî bir davranışın meydana gelmesi güçleşecektir.

Geleneksel din eğitimi müfredatlarında iman başlığının işleniş şekli ve içeriği modern öğretime maruz kalan kimsenin sorularını cevaplayamamakta, onu entelektüel olarak doyurmamaktadır. Çünkü modern çağ en fazla tahribatı inanç/iman alanında yapmıştır. İnançsızlık veya imansızlık, hali hazırda uygulanmakta olan modern eğitimin bir karakteri ve ruhu olmuştur. Bu durum Müslüman fertler üzerinde büyük yıkımlar yapmıştır. Dolayısı ile bu fertlerin birinci önceliği siyer veya ilmihal bilgilerinden öte “iman” ve “marifetullah” bilgisini öğrenmek olmalıdır. Çünkü iman ve marifetullah bilgisinin öğretimi doğrudan kalbe tesir ettiğinden ilmihal veya siyer ile öğretilmesi hedeflenen diğer dinî ve ahlakî davranışlara da güçlü bir motivasyon sağlayacaktır.

Davranışların oluşmasında bilgi süreçleri dışında daha başka faktörlerin etkili olduğunu yukarıda ifade etmiştik. Özellikle tevarüs yolu ile elde edilmiş ve toplumda bir form haline gelmiş ahlakî davranışlar, inançlı veya inançsız olsun çoğu insan tarafından bilerek veya bilmeyerek özümsenmiştir. Ahlakî bir miras olan bu tür davranışların varlığı, terbiye sürecine büyük katkılar sağlamaktadır. Seküler anlayışa sahip kimselerin güzel ahlakî davranışlara sahip olması da bu kültürel miras ile ilintilidir.

Eğitim ve öğretime konu olan ve hayata geçirilmiş birçok erdemin okullarda davranış haline getirildiği zanedilmemelidir. Toplumun hafızasında bulunan ve sürekli beslenen değerler ve bu değerler paralelinde ailede verilen terbiye, ahlakî davranışın öğrenilmesine vesile olmaktadır. Günümüzde okullar ahlakî değerleri ya da manevi mirası sonraki nesle taşımaktan uzaktırlar. Erdem eğitimini ve erdemlerin taşıyıcılığını yapan hakikatte bu kurumlar değil toplumun ve ailenin kültürel tevarüs mekanizmasıdır. Yani nesiller bilerek veya bilmeyerek ahlakî davranışları sonraki nesillere öğretmektedirler.

Örneğin cimri olan kimse, cömertliğin güzel bir haslet olduğunu, merhametsiz olan kimse merhametli olmanın iyi bir erdem olduğunu, yalan söyleyen kimse doğruluğun takdir edilecek bir davranış olduğunu bilmektedir. Ancak bunların bilinmesi, gerçekleşeceği anlamına gelmemektedir. Aile ve sosyal çevre içerisinde kültürel aktarım ile bu değerlerin davranışa dönüşmesi için öncelikle toplum ve tarih tarafından bu değerlerin yüceltilmiş olması gerekir. Eğer toplumun tarihi ve kolektif hafızası bu erdemli davranışları yüceltip bir değer haline getirmemiş olsaydı okullar vb. kurumlar bütün bilgi ve lojistikleri ile beraber istenen ahlakî davranışları meydana getiremeyeceklerdi.

İster olumlu isterse olumsuz manada olsun modernizm, geleneksel toplumun davranışları, algıları ve tutumları üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Toplumun hafızasındaki erdemli davranış tasavvuru, modernizm tarafından yozlaştırıldıktan sonra dinî veya seküler eğitim programlarına ahlakî konuların konması ve bu konuların en iyi metotlarla öğretilmeye çalışılması bir anlam ifade etmemektedir. Terbiye sürecinde can simidi gibi kullanılacak bir kısım değerler, değer olmaktan çıkarıldıktan sonra onların öğretimi zorlaşmaktadır. Mesela bir toplumun dünya tasavvurunda “iman” yerini “pozitivizme”, “fedakârlık” yerini “bencilliğe”, “manevi değerler” yerlerini “maddi menfaatlere” bırakmışsa sadaka vermenin önemini bir nasla öğretmek kolay değildir artık. Öncelikle nassın kaynağına duyulan şüphe giderilmelidir. Niçin fedakârlık yapılması gerektiği, ferdiyetçiliğin zararları, Allah’ın varlığı, ahiret hayatının vuku bulacağı, erdemli davranışların insan nesli için ne kadar önemli olduğu vb. birçok konunun da ikna düzeyinde anlatılması gerekmektedir. Çünkü tahrip edilen her değer terbiye faaliyetini biraz daha da zorlaştırmaktadır. İhtiyaç sahibi olsun veya olmasın basit bir davranış gibi görülebilecek “komşuya bir kap yemek götürme adeti”nin bile arka planında yüzyıllarca birikmiş, şekillenmiş ve sonraki nesillere bilerek veya bilmeyerek aktarılmış davranış formları bulunmaktadır.

Toplum sahip olduğu fazilet algısı değişmiş veya tahrip olmuşsa dinî bilgilerin davranışı sonuç vermesi zorlaşacaktır. Erdemli bir davranışın hazır bir form veya bir program haline gelmesi asırlar sürerken, onun tedavülden kalkması birkaç yıl içerisinde ya da bir neslin onu ihmal etmesi ile gerçekleşmektedir. Onun için bilginin davranışa dönüşmesinin imandan sonra gelen ikinci ve önemli bir şartı toplumda daha önce var olagelen erdemli davranışların bulunması ve bunların muhafaza edilmesidir.

Gerek okullarda gerekse sivil kurumlarda yapılan dinî terbiye faaliyetinde bu iki unsurun yani iman olgusunun ve ahlakî tevarüs mekanizmasının dikkate alınmasında büyük fayda vardır. Terbiyenin veya öğretimin etkili olması için öncelikle doğru teşhis sonrasında da doğru tedavinin uygulanması gerekmektedir. İman zayıflığının ne kadar büyük bir dezavantaj olduğu, birçok eğitimci tarafından tam olarak fark edilememiştir. Getirdikleri ve götürdükleri ile yaşadığımız bu çağın ruhu genel manada anlaşılamamıştır. Burada çağ derken bir yüzyılı değil, aydınlanma adı verilen ve günümüze kadar gelen üç asırlık bir zaman dilimini kast ediyoruz. Bilinen tüm insanlık tarihi içerisinde bu dönem diğer tüm tarihi dönemlerden çok farklı özelliklere sahip olmuştur. İnsanlığın tanımı, algısı, gayesi adına ne derseniz deyin bütün temel değerler değişmiş, varoluş meselesi başka bir düzleme kaymıştır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Dinin kendisinin sorgulandığı ve önemli oranda okumuş bir kitlenin de dinî bilgiyi veya onun kaynağını kabul etmediği sistem içerisinde, yüzeysel bir şekilde imandan soyutlanmış bir dinî bilgiyi öğretmek, ondan netice beklemek gerçekçi değildir. Bundan dolayı dinîn ve inancın kökenlerine yapılan yıkıcı eleştirilere daha doğrusu saldırılara, ilmî ve mantikî cevapların verilmesi din eğitiminin olmazsa olmaz bir şartı olmalıdır.

Dinî ve ahlakî davranışın itici kuvveti, imandan gelen bir haz ve hazzın ortaya çıkaracağı enerjidir. Bu da dinî bilgilerin iman bağlamında öğretilmesi ile mümkün olabilmektedir. Günümüzde gençlerin sordukları veya çekinip soramadıkları soruları yukarıda ifade edilen anlayış içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Varoluşsal problemlerini çözemeyen bir kimsenin klasik ve yüzeysel dinî bilgilerle zihnî ve kalbî bir tatmin yaşamasını ve buna bağlı olarak bir davranış sergilemesini beklemek gerçekçi olmayacaktır.

Dr. Ali İlhan

Dr. Ali İlhan Ortak Zemin 33 OZ33
Paylaş Facebook Twitter WhatsApp Telegram Email Copy Link
Ortak Zemin
  • Website

İlişkili İçerikler

Editörden 33

25 Nisan 2025

Serlevha 33

24 Nisan 2025

Sürgün, Esaret, Şehadet: İsmail Heniyye

23 Nisan 2025

Türkiye’de Suriyeli Mülteci Olmak

22 Nisan 2025
Bir Yorum Ekle
Leave A Reply Cancel Reply

© 2026 Ortak Zemin. Geliştirici RX.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.