Bi Navê Xwedayê Mihrîvanê Dilovîn
Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla
Ey Gönül dostları, Ey Gönüldaş dostlar, Ey Gönlü İman ile Coşan Şecaat sahibi dostlar..!! Selam olsun sizlere…
Bir önceki sayımızda amel-ihlas ilişkisini işlerken bu sayıda da aynı minvalde ve mü’minin gündeminde daima yer alması gerektiği düşüncesinde olduğumuz Korku-İman İlişkisini nazarınıza arz etme gayretinde olduk…
Korku dediğimizde elbette insanın fıtratında dercedilen bir duygu olduğunu bilmekle beraber bu duygunun ağırlaştırılmış bir davranış olarak insanda bilhassa mü’minde ‘korkaklık’ olarak ortaya çıkması ve öyle anılması kabul edilir değil. Zira Büyük Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Her hasenat gibi Cesaretin dahi menbaı İmandır.” Ve yine “Her seyyiat gibi cebanetin/korkaklığın dahi menbaı dalalettir.” Dolayısıyla eğer mü’min ise kalbindeki imanın eyleme/ahlaka/hayata yansıyabildiği kadar cesareti de var olacaktır, olmalıdır.
Ne kadar iman o derece hürriyet o derecede de cesaret. Hatta o derece de insaniyet. Korku damarıyla nifaka veya sükûta mecbur edilen insanda nifak alameti olan takiyye hastalığı zuhur eder. Zira baskıcı ortamlarda, özgür birey yok olur. Ortada yalnızca tek bir efendi var olacaktır ki o da devlettir. Geriye ise o efendiye saygı duymak zorunda bırakılan köle tabiatlı bireyler kalmıştır. Topluma adeta deli gömleği giydiren baskıcı bir yönetimde insanlar, maske takıp sahte kimlik kartlarıyla dolaşmak zorundadır. Bireyler için tek kurtuluş yolu ikiyüzlülüktür.
İster dost ister düşman olsun, gücü elinde tutanların/ muktedirlerin, muhalifinin en çok korku damarını/ korku hissini işletip muhatabını gemlemek ister. Bu korkular mü’mini cihad-ı maneviden alıkoyuyorsa “Hasbunallahi we ni’mel wekil” diyerek Kur’an cephesine sığınmalı, Sünnet-i Nebevî(asm) safında yer alarak, elimiz ve dilimiz ve kalbimizle hakkı, hakikati halimizle, ahlakımızla, kavlimizle dile getirecek bunun karşılığında her türlü şerri def u ref edecek cesareti göstermemiz gerekir. Bu cesaret, feraset ve basireti de bize bahşetmesini Kadir, Celil olan Allah’tan niyaz ediyoruz.
Biz öyle inanır ve şunu da deriz ki; Hayatta korku değil, cesaret esas olmalı ve hayata hâkim olmalı. Zira adalet gibi birçok önemli hasiyetin -toplumun dinamikleri- cesurların haklı duruşları sayesinde ayakta durur.
Korku ancak iman ve eğitimle aşılabilir. Mü’min de ancak Allah’tan korkar, korkmalı. Korku halka/ maddi güce karşı olunca ödleklik, yüreksizlik olarak tanımlanırken, Cenab-ı Hakka karşı olunca haddini bilip, saygı ve tazimde bulunmaktır.
Korku; Mü’minde rıza-i ilahiyi kaybetme endişesi
Korku; Kâfirde dünyayı kaybetme endişesi
İman; Hayatta en büyük hakikat!
İman; Mü’minde cesaretini, kâfirin korkusunu arttırır.
İnsan hayatına iman hükmederse ümit, korku hâkim olursa ümitsizlik neşv û nema bulur.
Diyor ve sizi çok kıymetli yazarlarımızın yazılarıyla baş başa bırakırken, şunu da hatırlatmak isterim: Bir sonraki sayımızda yazmanın, konuşmanın yanında “Söz Dinleme Sanatı”nın varlığını da, var olduğunu da hissettirmeye çalışacağımızın müjdesini vererek, istifadenizin azam derecesinde olmasını cenab-ı haktan dilerim..
Şehadetinin 19. Sene-i devriyesinde tevazusuyla beraber şecaat timsali olan şehid İzzeddin Yıldırım’a Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün gönüldaş dostlarına aynı davada aynı heyecan ve aynı şecaatle Medresetü’z-Zehra’ya talebe olma duasıyla başsağlığı diliyorum.
Rahim olan Allah’ın Rahmetine emanetsiniz… Kalın sağlıcakla…
